11 Temmuz 2016 Pazartesi

ENGELLİLER İÇİN VATİKAN



Roma şehrinin içinde yer alan Vatikan gezimize bir gün ayırdık. Bu bir günde bilhassa Müzenin tamamıyla gezilmesi pek mümkün olmasa da müzenin önemli yerlerinin görülmesi bizce yeterli oldu.Vatikan’a Roma’dan çeşitli yollardan ulaşmak mümkün. Roma’da kaldığınız otelin konumu uygunsa buraya yürüyerekte ulaşmanız mümkün. Biz Termini meydanından tekerlekli sandalyeye uygun olan otobüsle ulaşmayı uygun bulduk. Metro ile de ulaşımın olduğunu öğrendik. Yer üstünü tercih ettiğimizden ve de etrafı da görme imkanı olduğundan genelde vakit sorunuzda olmadığından metro yerine otobüsleri tercih etmekteyiz. Yaklaşık 40 dakikalık yolculuktan sonra Vatikan’a ulaştık. Eğer özel bir vasıta ile geliyorsanız (taksi gibi) gezinize Müzeden başlamanızı öneririm. Zira Müzeden  başlayıp St Peder bazilikasına ve meydana inmek yokuş aşağı olması nedeniyle daha uygun. Biz otobüs meydana yakın indirdiğinden Müzeye ulamak için yaklaşık 1 km. yokuş tırmanmak zorunda kaldık. Yani biraz güçlük yaşadık. Vatikan ziyareti iki bölümden oluşmakta. Müze ( Sistine şapeli ) ve bazilika bölgesi. Genelde Roma’ya göre kaldırımlar ve yollar daha uygun. Bizi fazla zorlamadı.

Roma’nın içinde, yüksek duvarların arkasında kurulu  ve dünyanın en küçük ülkesi olan Vatikan toplamda 50 hektarlık bir alana yayılı olsa da içinde görülmeye değer birçok önemli yapı bulundurmaktadır. Roma ve Vatikan’ın en önemli dini yapısı olan Aziz Petrus Bazilikası, muhteşem sanat eserleriyle bürünen Sistine Şapeli’nin de yer aldığı ve toplamda 10 müzeden oluşan Vatikan Müzeleri, bazilikanın önünde yer alan ünlü Aziz Petrus Meydanı Vatikan’da görülmesi gereken en önemli yerlerdir

Ülke, İsviçre askerleri tarafından korunmaktadır. 1506’da Papa I. Julius yiğitlik ve bağlılıkları ile bilinen İsviçre askerlerinin Vatikan’ı korumasını istemiştir. Papalık hizmetindeki İsviçreli Muhafızlar olarak bilinen bu askerler dünyanın hala aktif hizmet veren en eski ordusudur
Ülkenin surlarla çevrili olmayan tek noktası Aziz Petrus Meydanı’dır (Piazza San Pietro). Eski bir papalık kalesi olan Castel San’t Angelo, Vatikan duvarlarının dışında doğuda yer alır.
Vatikan girişinde sadece küçük el çantanızı yanınıza almanıza müsaade ediyorlar,diğer eşyalarınızı emanet olarak teslim edebiliyorsunuz

AZİZ PETRUS MEYDANI    (PİAZZA Dİ SAN PİETRO)


Otobüsten iner inmez kaşımıza bu meydan çıkıyor. Aziz Petrus Meydanı, dünyanın en küçük devleti olan Vatikan’ın ünlü meydanıdır. Aziz Petrus Bazilikası’nın önünde yer alan meydan Napolili sanatçı, heykeltıraş ve mimar Gian Lorenzo Bernini tarafından Papa VIII. Alexander için 1656-1667 yılları arasında yaptırılmıştır. Berinini’nin 196 cm Aralıklı 284 adet sütun dizisi buraya gelen ziyaretçileri kucaklamak ister gibi iki yana açılmış.


Meydanın ortasında yer alan ve M.Ö 1. yüzyıldan kalma dikilitaş, İskenderiye’den getirilip 1586 yılında bulunduğu konuma 150 at ve 47 vinç yardımıyla dikilmiştir. Filmlerden ve resimlerden zihnimizde yer alan bu geniş meydan genel olarak parke taşlarından oluşsa da diğer bölgelere göre Tekerlekli sandalye için biraz daha uygun. Çeşitli açılardan meydanı seyredip fotoğraf çekiyoruz. Kalabalığı takip edip ve görevlilerinde yönlendirmesi ile bazilikaya doğru yol alıyoruz.






 

 

AZİZ PETRUS BAZİLİKASI (BASİLİCA Dİ SAN PİETRO)

 


 Roma Katolik inancının merkezi olan bazilikadır. Ülkenin bu ünlü kilisesi 222 metre uzunluk ve 138 metre yükseklikteki boyutları ile devasadır.


Vatikan’da yer alan Aziz Petrus Bazilikası, Hristiyan dünyasının en önemli yapılarından biridir. Roma Katoliklerinin hac noktası olan yapı dünyanın en büyük kilisesi olup yapı içine aynı anda 60.000 kişi sığabilir. Vatikan’ın bu ünlü kilisesi 222 metre uzunluk ve 138 metre yükseklikteki boyutları ile devasadır. dünyanın en büyük Katolik kilisesi olma özelliğini taşıyor


Şu anki bazilikanın yapımına 1506 yılında Papa II. Julius zamanında başlanmıştır. Yapımı 100 yıldan fazla süren bazilika, 1612 yılında, Papa V. Paul’un döneminde bitirilebilmiştir.
Meydandaki gezimizden sonra geldiğimiz bazilikada fazla kalabalık olmasa da gene de beklemeden açılan barikatlardan binanın içine giriyoruz. Normal insanlar bina önünden binaya çıkarken biz görevlilerin yönlendirdiği asansöre gidiyoruz. Binanın giriş katı olan zemin bölgesinden bir kat yukarı yani kilisenin bulunduğu kata çıkıyoruz.. Girişte refakatçim ve benden ücret talep edilmedi. Kilisenin çok geniş ve muhteşem salonu bizleri hayran bırakan eserlerle dolu.


.
Kiliseye girişte sağ tarafta, Michelangelo'nun Hz. İsa çarmığa gerildikten sonra Hz. Meryem'in kollarında cansız olarak tasvir edilen Pieta'sı bulunmakta. Michelangelo'nun mermer ustalığını ve onlara nasıl hayat verdiğini mutlaka görülmelidir. Heykeli izledikten ve fotoraflar çektikten sonra mekanı gezmeye devam ediyoruz.


Kilisenin en önemli bölümü olarak gösterilen kubbe bölümüne hayran kalmamak mümkün değil. Michelangelo bu bölüm için daha az kuvvet uygulayan bir yapı tasarlamıştır. Bazilikanın muhteşem iç mekânı ile uyumlu olan 136,5 metrelik kubbe Michelangelo’nun ölümünden 26 yıl sonra tamamlanabilmiştir. Kubbeye çıkarak muhteşem manzaranın keyfini çıkartabilirsiniz diyemiyoruz. Zira bu tekerlekli sandalye için mümkün değil. Kubbeye çıkmanız için 330 basamaklık merdiven bunu mümkün kılmıyor. Eşimde bu kadar basamağı göze alamıyor


Aziz Petrus Heykeli,Heykeltıraş Arnolfo di Cambio tarafından 13. yüzyılda yapılmış bronz heykeldir. Ziyaretçiler genellikle heykelin ayağına dokunmak ve öpmek isterler, bu nedenle bu bölümde genellikle uzun sıralar oluşabilmektedir.Bizim böyle bir düşüncemiz olmadığından uzaktan izlemekle yetiniyoruz..


Son olarak Bazilikanın önünde yer alan balkondan meydanı yukarıdan bir kez daha seyrederek ve Her yönü tekerlekli sandalyeye uygun olan mekandan gene ayni asansörle ayrılıyoruz.


Asansörün indiği zemin katta engelli tuvaleti bulunmakta. Kapısı kilitli ve anahtarı görevlide bulunduğundan gayet temiz ve bakımlı. Meydanda bulunan çeşmelerden su içip müzeye doğru yola çıkıyoruz.

VATİKAN MÜZELERİ  (MUSEİ VATİCANİ)



Dünyanın en önemli sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapan müzelerden oluşan bir komplekstir. Sistina Şapeli ve Raffaello Odaları müzenin en önemli bölümleridir.
Vatikan Müzeleri, dünyanın en önemli sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapan müzelerden oluşan bir komplekstir..



Vatikan Müzelerinde gezmek için özel bir sistem düzenlenmiştir. Müzelerde tek yön sistemi vardır ve müzedeki gezi rotaları dört renk koduyla bölünmüştür, bu renk kodları uzunluğu 90 dakikadan 5 saate kadar farklı gezi seçimlerini gösterir. Dilerseniz bu rotaları takip ederek müzede rahatça gezebilirsiniz. Sadece müzenin önemli bölümlerinden Sistina Şapeli ve Raffaello Odaları’nı gezmek isterseniz girişten yaklaşık yarım saat yürümeniz gerekmektedir.




Yukarıda da belirttiğim gibi meydandan kiliseye ulaşmak için yokuş yukarı tırmanmaya başlıyoruz. Yorucu olan bu yolculuk esnasında ufak bir parkta mola verip etrafımız çeviren güvercinlerle yemeğimizi paylaşarak açlığımızı gideriyoruz. Müzenin giriş kapısı binanın en üst tarafında. Bina girişinden bilet satışı olan bir üst kata çıkıyoruz. Ama oradaki yetkililer bizi tekrar giriş katına yönlendirdiler. Zira engelli biletleri oradaki gişeden yapılıyormuş. Sizde buraya giderseniz hemen giriş katında bulunan gişeden işe başlayın. Buradan bana ve eşime ücretsiz bilet düzenlediler. Bu biletlerle giriş yaptık. Müzede katlar arasında asansörler ve gerekli yerlerde rampalar mevcut. Müze her yönü ile fiziksel engelliler için uygun şekilde düzenlenmiş. İçinde engelli tuvaletleri mevcut.


Çok geniş ve büyük müzenin tamamını gezmek mümkün değil. Zaten saatte ilerlediğinden fazla gezme şansımızda kalmamıştı. Birkaç koridoru gezip bu müzenin içinde yer alan Sintine şapeline yöneldik



SİSTİNE ŞAPELİ  (CAPPELLA SİSTİNE)





Vatikan Müzesi turunun son durağı olan Sistine Şapeli baş döndürücü güzellikte,baştan aşağı her nokta ayrı bir sanat eseri ile kaplı,dünyanın en değerli sanat eserlerini burada göreceksiniz.Bu yapı Michelangelo’nun  eseridir Tavanın tam ortasında yer alan “Yaradılış” isimli Adem’in yaratılışı ve Tanrı resmi en çarpıcı çalışması olarak ön plana çıkmakta.


Müzenin en alt bölgesinde yer bu önemli mekanın girişindeki merdivenleri görünce hayal kırıklığına uğramadım dersem yalan olur. Zira görmeyi çok istediğim yerlerin başında geliyordu.Birde merdivenin başındaki görevlinin İtalyanca konuşması ve yüz ifadesindeki olumsuzluk hayal kırıklığını bir kat daha arttırdı. Ama mutlaka bir yolu olmalıydı. Sora sora Bağdat bulunur felsefesiyle araştırmalara başladık. Gerek yetersiz İngilizcemiz ve görevlilerin o kadar bile İngilizce bilmemesi işimizi zorlaştırdı. Zaten bütün yurt dışı gezilerimizde bunun eksikliğini yaşadık. Mutlaka bir yabancı dil tercihen İngilizce öğrenilmesi lazım.Neyse sonunda şapele engellilerin girişi olduğunu öğrendik.


Aslında normal ziyaretçilerin çıkış güzergahında bulunan merdivenlere konulan merdiven asansöründen aşağıya inerek mekana ulaştık. Asansörden inince önünüzde dar bir koridor bulunmakta. Tekerlekli sandalye ancak sığabilecek darlıkta.Burada bulunan görevli beklememizi söyledi. Elindeki telsizle bir şeyler konuştu. Bir süre sonunda buradan gelişler kesildi. Görevli devam etmemizi söyledi. Görevli diğer girişteki yetkiliye insan göndermemesini söylemiş olmalı ki orada çıkmak için bekleyen insanlar vardı. .


Girişteki daha doğrusu çıkıştaki yüksekliği koyulan rampa ile aşarak mekana ulaştık. Mekan tıklım tıklım ve tüm duvarlar ve tavan tamamen önemli ressamların yağlı boya resimleri ile dolu.


Papa seçimleri de bu şapelde yapılıyormuş. Kalabalık nedeniyle ses uğultusu fazla olduğundan görevliler sürekli sessiz olunması için ikazlarda bulunuyor. Şapelde fotoğraf ve video çekimi yasak. Ancak biz bundan habersiz birkaç fotoğraf çektik.




Mekana girişler için,bilhassa grupların girişi için içerisinin boşalması bekleniyor. Gerçekten muhteşem bir mekan. Yeterince bakındıktan sonra kalabalığın da verdiği rahatsızlığınında etkisiyle mekandan ayrıldık. Gene girdiğimiz yoldan ve ayni asansörle müzeye döndük


Müzedeki son saatlerimizi önünde bulunan geniş terasında geçirdik. Resimler çekip, orada bulunan çeşmeden suyumuzu içip müze gezimizi sonlandırdık.





.

.



.

23 Mayıs 2016 Pazartesi


ENGELLİLER İÇİN SULTANAHMET CAMİİ

Tarihi yarımadadaki gezimizin şimdiki durağı Sultanahmet Camii.
Sultanahmet Camii Mavi Cami olarakta bilinir. İstanbul'da bugünkü Sultanahmet semtinde Sultan Birinci Ahmet tarafından yaptırılan cami; medrese, darülkurra, sübyan mektebi, türbe, arasta, dükkânlar, hamam, darüşşifa, imaret ve üç sebilden oluşmaktadır. 1609-1620 yılları arasında (Mimar Sinan’ın eseri olarak genelde bilinenin aksine ) Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa tarafından yapılmıştır.



 Binanın dış girişinde bulunan rampa yardımı ile camii avlusuna ulaşmak mümkün. Düz olan avludan Cami’ye kolayca ulaşabiliyor.




Cami girişinde camiye ait tekerlekli sandalyeye transfer yapılıyor. Kullanışlı, yeni, bakımlı (Selimiye camiinin aksine)  ve refakatçinin kullandığı bu sandalye ile caminin içine giriyorsunuz.





Muhteşem bir yapı olan camiyi hayranlıkla izleyebilirsiniz. Mutlaka görülmesi gereken bir yapı. Sultanahmet gezinizde (Topkapı Sarayı, Ayasofya, Yerebatan Sarnıcı ve çevredeki müzeleri) burayı da ziyaret ediniz.
ENGELLİLER İÇİN YEREBATAN SARNIÇI

Tekerlekli sandalye ile yaptığımız İstanbul gezilerinin bu günkü durağı Yerebatan Sarnıcı.(Bazilika Sarnıcı) Eskiden konumunu bildiğimden yer altındaki bu mekana tekerlekli sandalye ile gidebileceğimi hiç düşünmemiştim. Ancak İBB.nin broşürlerinden buranın tekerlekli sandalye ye uygun hale geldiğini görünce hemen gezi planına dahil ettim.(Siz gene de kötü bir sürprizle karşılaşmamak için,gitmeden önce asansörün çalıştığını teyit ettirin.)

Sultanahmet meydanına çok yakın olan mekanın giriş kapısındaki görevliler bize daha aşağı kısımda yer alan çıkış kapısına yönlendirdiler. Benden ve eşimden (refakatçi olarak) ücret alınmadı. Çıkış kapısındaki uzun merdivenlere yapılan merdiven asansöründen aşağıdaki sarnıca ulaştım.


Bizans imparatoru I. Justinianus (527-565) tarafından yaptırılan bu büyük yeraltı sarnıcı, suyun içinden yükselen ve sayısız gibi görülen mermer sütunlar sebebiyle halk arasında “Yerebatan Sarayı” olarak isimlendirilmiştir. Sarnıcın bulunduğu yerde daha önce bir Bazilika bulunduğundan, Bazilika Sarnıcı olarak da anılır. Sarnıç, uzunluğu 140 metre, genişliği 70 metre olan dikdörtgen biçiminde bir alanı kaplayan, dev bir yapıdır. 52 basamaklı taş bir merdivenle inilen bu sarnıcın içerisinde her biri 9 metre yüksekliğinde 336 sütun bulunmaktadır. Toplam 9.800 m2 alanı kaplayan bu sarnıç, yaklaşık 100.000 ton su depolama kapasitesine sahiptir.



Mekan geniş gezinti yolları ile tekerlekli sandalyeye uygun olup rahatça gezilebilmektedir.


Ancak maalesef Mekanda tek ulaşılamayan yer Yerebatan sarnıcının beklide en ilgi çeken bölümü olan Meduza heykellerinin bulunduğu bölüm. Merdiven ile inilen bu bölüme ulaşmamız mümkün değil. Heykellerin yönü itibariyle uzaktan da olsa bunları görmeniz mümkün değil.



  Ancak eşimin çektiği fotoğraflarla   göremediğimiz bu önemli sütün başlarını sizlerle paylaşmak istedim.


Gezintimiz sonunda gene ayni merdiven asansörü ile çıkıp mekandaki gezimizi sonlandırdık.


İstanbul’un önemli eserlerinin bulunduğu Sultanahmet geziniz dahilinde gene ayni bölgede bulunan Yerebatan sarnıcını mutlaka görmenizi öneririm.


24 Nisan 2016 Pazar

ENGELSİZSEYYAH SÖZCÜ GAZETESİNDE

Sözcü Gazetesi 24.04.2016 tarihli Gazetesinde Sitemiz ile yaptığı söyleşiyi yayınlamıştır.




Sözcü Gazetesinin çok izlenen Seyahat eki Levent Karagöz ile yaptığı söyleşiye yer vermiştir.






16 Şubat 2016 Salı

ENGELLİLER İÇİN KARİYE KİLİSESİ - MÜZESİ


Sitemizin takipçileri buraya yaptığımız 2016 yılında ilk gezi notlarımızı bileceklerdir. O Tarihte tadilatta olan ana mekanı görememiştik.Bu yıl  (2019) ikinci defa yaptığımız gezide ise ana mekan tadilatı bitirilmiş ve halka açılmış,bu defa da daha önce gezdiğimiz mekanlar tadilata alınmıştı.


Bu nedenle gezi notları  iki gezi birleştirilerek tekrar düzenlenerek sizlere sunulmaktadır. 
Bizans dini resim sanatında mozaik ve fresko süsleme teknikleri oldukça yaygın olarak kullanılmıştır. Kariye’de de her iki süsleme tekniğini bir arada görebilmekteyiz. Dış narteks esas olarak İsa’nın yaşamını, mucizelerini, iç narteks ise Meryem’in yaşamını anlatan, mozaik sanatının şaheserlerinden sayılabilecek, birbirlerini takip eden muhteşem sahnelerle bezenmiştir.  Parekklesion bölümünde ise, eski Ahit’ten alınmış dini hikayeler ile mahşer günü, diriliş, son yargı gibi sahneler, fresko olarak işlenmiştir.


Kilisenin camiye dönüştürülmesinden sonra, bütün yazılar, Hıristiyanlık sembolleri, bütün freskolar, mozaik süslemeler, ince bir boya ve kireç badanası yapılarak tahrip edilmeden örtülmüş, bu sayede hasar görmeden günümüze kadar ulaşabilmiştir.



Ayasofya’dan sonra İstanbul’da bulunan en önemli kilisesi olan eser duvarlarında bulunan eserler nedeniyle önem arz etmektedir.

Kariye eski Yunanca kent dışı (kırsal alan) anlamındaki Khora sözcüğünün Türkçeleşmesidir.


Kariye’deki mozaik ve freskler Bizans resim sanatının son dönemine (XIV. y.y.) ait en güzel örneklerdir. Bu mozaik ve fresklerdeki derinlik figürlerin hareket ve plastik değerlerinin verilişi, figürlerdeki uzamalar bu dönemin üslubudur.

Kariye, 1453 yılında İstanbul’un fethinden sonra Kilise olarak kullanılmış, 1511 Vezir Hadım Ali Paşa tarafından camiye çevrilmiştir.1945 yılında müzeye dönüştürülmüş, 1948–1958 yıllarında Amerikan Bizans Enstitüsü’nün yaptığı mozaik ve freskoların üzeri açılarak ortaya çıkarılmıştır.

Bu kısa tarihçenin ardından gezi notlarımıza bakalım. Kilisenin bulunduğu yere aracınızla giderseniz en uygun park yeri Kariye otelinin bulunduğu sokaktır. Diğer girişilerdeki yokuşlar bizleri yorabilir. Kiliseyi ararken doğal olarak resmini gördüğümüz binayı ararsanız bulmanız güçleşir. Zira tadilat nedenliyle üstü tamamen kapatılan binayı tüm heybetiyle görmeniz şu an için (4-5 yıl daha) mümkün değil.
Aracınızdan inip düz bir yolla rahatça kiliseye ulaşabilirsiniz . Giriş siz ve refakatçiniz için ücretsiz. 

Tadilat kısım kısım yapıldığından gittiğiniz zaman her tarafını görme şansınız olmayabilir.Yukarıda da belirttiğim gibi ben üç yıl ara ile gittiğimden ben her tarafını görme şansına sahip oldum.Sanırım birkaç yıl içinde tüm tadilat bitmiş olur. Ama her hali ile görülmesi gereken bir yapı.





.


Binanın içini gezmekte rahat. Her alan düz. Tekerlekli Sandalye ile rahatça gezilebilir.Yukarıda bahsedilen mozaik, mermer ve fresko eserleri hayranlıkla görebilirsiniz.



Kariye müzesinde yer alan eşsiz freskolardan; apiste görülen ve çok az hasarla günümüze ulaşan  Diriliş (Anastasis) sahnesi görülmeye değer.



Etrafta tuvalet göremedim. Ayrıca binanın önünde bulunan kafe ve alış veriş yerlerine ulaşmak için birkaç basamağı göze almalısınız. Nedense buralara meyil yapmak kıllara gelmemiş.




Bu tarihi eseri görmenizi öneririm.

3 Ocak 2016 Pazar

BİR ENGELLİNİN ARABA ALMA ÇİLESİ

Normal bir insansanız, bir aracı beğenir, ikinci el araçsa fiyatta anlaşır ve notere gidersiniz bir imza atıp aracınızı kullanmaya başlarsınız. Sonra en yakın Trafik şubesine gidip ruhsatınızı alırsınız. Tabi bu işin vekalet verip bir 3.şahsı yetkilendirebilir bu zahmetlerden de kurtulabilirsiniz. Hele benim gibi sıfır araba alırsanız tüm zahmetiniz bir vekalet verene kadardır.
Bir engelli iseniz ise neler yaşayacağınızı ben size birinci elden anlatacağım. Burada anlattıklarım bire bir yaşananları anlatmaktadır ve hiçbir şekilde abartma yapılmamış, aksine fazla uzatmamak için bazı olumsuzluklara ya hiç değinilmemiş ya da çok kısa değinilmiştir.
 Bu sene arabamı yenilemeye karar verdim. Öncelikle bütçemize uygun bir araba aradık ve ilk şoku orada yaşadık. Gittiğimiz araba bayisinin satış elemanın ilk sözü “biz engelliye araç satmıyoruz” oldu. “Nasıl olur, neden” dedik. Satış elemanı kem küm etti, sorun yaşadık falan dedi ama sonunda firma sahibi ile bir temasımızı olduğunu öğrenince ve benim tepkimi de görünce, amirleri ile birkaç görüşme yaptı. Neyse sorun giderildi ve araç siparişi verdik. İki aya yakın bekleme süreci içinde satıcı elemanı arayarak engelli araç işlemleri konusunda uyarıda bulunduysam da. Eleman “hallederiz” dedi.
Araç teslim zamanı geldi. Elimde bulunan raporları da (engelli olduğumu gösteren değişik hastanelerden alınan engelli olduğumu gösteren ve sürekli engel durumunu gösteren raporlar) alıp firmaya gittik. Eleman bunları trafik işlemlerini yapan firmaya gönderdi. İlk sorunda o zaman cıktı. İlgili kişi 2005 yılından evvel alınan raporların vergi dairesince (ÖTV muafiyeti için) kabul edilmediğini söyledi. Bende en son 2010 yılında araç aldığımı, bu araç için gerek vergi dairesinin tutanaklarını ibraz ettiysem de nafile. Vergi dairesinin (Ümraniye de bulunan vergi dairesi) bunu da geçerli saymadığını bildirdiler. Tutanakta işlem için 2006 tarihinde alınan rapor üzerine işlem yaptıklarını gördüm. Bu rapor çalıştığım iş yerinin isteği ile İşkur’a verilmek üzere aldığım rapordu. Yani bu rapor ÖTV ile ilgili değildi ama o tarihte kabul edilmişti. Tutanakta alınan hastanenin adı ve raporun tarihinin bulunduğunu görünce doğruca o hastaneye gittim. Bu raporun bir örneğinin verilmesini dilekçe ile başvurdum. “Mevzuat değişti, bu raporun bir örneğini size veremeyiz” yanıtı aldım.  Bu yanıt beni tatmin etmedi. Zira benim bildiğim bunların 10 sene saklanması gerekiyordu. Bir kanaldan Baş Hekimliğe ulaştım. Ama nafile oradan da ayni yanıtı aldım. Çaresiz yeni bir rapor almamız gerektiği gerçeğini kabul etmekten başka çaremiz olmadığını anladım. Heyet sekretaryasına başvurdum. Randevunun internet acılığı ile almamız gerektiğini gece saat tam 00.00 da siteye girmemiz söylendir. Ama heyhat 3-4 gece uğraştım. Açar açmaz “dolu” mesajı görülüyordu. 3-4 gece uğraştım, tarayıcımı değiştirdim, hatta kızımı aradım onunda girmesini istedim. Yok mümkün değil. Mecburen tekrar hastaneye gittim. (Bu arada hemen belirteyim, hastane her gün ana baba günü. Vatandaşlar sağlık derdine sabahın erken saatlerinde dolduruyor her yeri. Aracınızı engelli oto parklara koymanız imkansız. Zira korumasız olduğundan buralar diğer sağlam insanların araçları tarafından sürekli işgal altında. Mecburen uzak bir yere park edip, uğraşlar verip sandalye ile hastaneye ulaşmaya çalışıyoruz.  Ama hakkını yemeyim bir kaç defa oradaki görevlilerin yardımı ile otoparka park edebildim. Bu konuda yardımcı olan görevlilere candan teşekkür ediyorum buradan. 5. Katta bulunan Baş hekimlige ulaşmak için kullanacağımız engelli asansörünün arızalı olduğu günlere denk geldik. Asansöre binmek için 10 dakika beklediğimiz oldu. Sorduk “arızalı” dediler. Nedense engelli asansörleri arızalanıyor. Kabahat bizde sanırım galiba hor kullanıyoruz. Herhalde bizim şansımızdan hep bana denk gelir bu arızalı asansörler.
Neyse nerde kalmıştık. Tekrar sekretaryaya başvurduk. Durumu anlattık. Ama nafile başka yolu yok dediler. Mecburen bir tanıdık aramaya koyulduk. Bir şekilde bir hafta sonrasına gün alabildik.
O gün geldi ve bir defa daha hastaneye gittik. Konumuz ÖTV muafiyeti olduğundan raporu alınma nedenine bu hususu yazdık. (Burada sadece bir doktor benim omurilik felçlisi olmam konusunda tereddüt yaşadı. 25 senedir bu halde olduğumuzu elimizdeki raporlarla ispat etmeye uğraştık ama başarılı olamadık.-Çoğul yazıyorum zira bu mücadeleleri eşimle beraber verdik.- Peki 25 yıldır bu sandalyede yaşadığımızı nasıl ispat edeceğiz. “Tomografi çektirin, görüpte ikna olayım” dedi. “Sabır Levent “dedim. Tüm hekimleri gezdikten sonra belki insafa gelir diye tekrar ayni hekime gittik. “Tomografi için birkaç ay süre veriyorlar, yokmu başka yolu “dedik. Neyse insafa geldi de “bunu gösteren eski tomografiyi getirin” dedi. Aracımıza binip 20 -25 km yapıp eve gidip yıllardık sakladığım (neyse ki) tomografi görüntülerini alıp bir koşu doktora gittik. Filmlerde tarih ve isim bulunmaktaydı. Yani başkasına ait olması mümkün değil. Ama Doktor hanım “olmaz” dedi. Niye, dedik. Bunların raporu yok dedi. Bunu diyen uzman doktor. Kaynar sular başımızdan dökülüyor. Ama yapacak bir şey yok. Tekrar eve döndük. Ne kadar eski evrak varsa elden geçirdik. Neyse raporu da bulduk. Eski evrakları saklamanın bir faydasını görmüş olduk. Tekrar hastaneye döndük ve imzayı aldık. Saat 14.de heyete girdik, saat 16.30’da raporu elimize aldık.
Raporu alıp tekrar bayi’e gidip raporu elden teslim ettik. Oh dedik ama acele ettik galiba. Aparatı takacak firma ve işlemleri takip eden muameleci hep bir ağızdan “bu rapor ile aparat takamayız, işlem yapamayız” demezlermi. “Nedir sorun” dedik. Meğer rapor oranı % 93 muş ve bu raporla benim bu aracı kullanmam mümkün değilmiş. Yapmayın dedim ben 25 yıldır araç kullanıyorum. Ellerim sağlam elimle ve aparatla araç kullanıyorum dediysem de gene nafile. İkisi de bir genelgeyi yanlış yorumluyorlardı ama ne fayda . Bize tekrar hastane yolları göründü. Sekreter bizi heyet başkanına gönderdi. Muayene sırasında yanlışlıkla içeride hasta varken girdiğimiz için bize zaten kızan doktordu heyet başkanı. Bizim fazla konuşmamızı sevmeyen doktor (sanırım yorulmuştur) bunun için bir şey yapamayacağını, 6 aydan önce yeni rapor verilemeyeceğini, tek çözümün İl Sağlık Müdürlüğüne itiraz etmemiz gerektiğini Söyleyerek sohbetimizi bitirdi. Araştırdık bu itirazın sonuçlanması birkaç ayı alıyordu. Sonucu da ne olacak bilinmezdi. Bu durumda iş başa düştü diyerek  TSE ile ve gerekse birkaç kurumla görüştük. Sonuçta genelgenin yanlış yorumlandığını anladık. Ama bunu aparatçıya anlatmam mümkün değildi. Çaresiz ta Konya’dan bir usta bulduk. O mevzuatı bildiğinden “sorun olamaz ağbi “dedi. Mecburen bu ustayı yol parasını vererek İstanbul’a getirttik. Muameleyiciyi de ikna edemediğimizden çaresiz işlemleri kendimiz yapmaya karar verdik. Gene de içimiz rahat etmediğinden işlemlere başlamadan önce doğru Bakırköy İlçe Emniyet Müdürlüğüne gittik. Yanlış bir işlem yapmayalım düşüncesiyle. Bu işlemleri yapan memurla görüştük. Raporu inceledi, “elinizde kapı gibi rapor var hiçbir sorun olmaz” dedi. “Emin misin bir sorun yaşamayalım” dedikse de “hiç merak etmeyin”. Bizde içimiz rahatlayarak aparatçıyı çağırıp araca aparatı taktırdık.
Bayiinin düzenlediği dosya ile tekrar emniyete gittik. İlgili memur evrakları tek tek inceledi ve “Raporu noterden tasdik ettirin bazı evraklarında fotokopilerini çektirin gelin” dedi. Dediklerini yaptık ve tekrar evrakları inceledi, harcımızı yatırttı ve plaka numaramızı bile söyledi. Yarın gelin ruhsatı alın dedi.
Sizde bizim gibi çok uğraştı ama nihayet halloldu dediğinizi duyar gibiyim. Ama bu güzel Duygularımız akşamüzeri çalan bir telefon ile son buldu.
Telefondaki kişi Emniyet Müdürlüğündeki ilgili memurdu. Bana “raporunuzda aparatlı araba kullanır ifadesi yok bu nedenle ruhsatınızı veremeyiz” dedi. Kaynar sular bir defa daha başımdan aşağıya döküldü. Ne moral kaldı ne maneviyat. Hepsi sıfıra indi. Doğru emniyet Müdürlüğüne. Önce ilgili memur, sonra direk Müdüriyet makamı. Tanıdık telefonları falan derken sonuç olumsuz. İtirazlar nafile. “Niye bunu daha önce söylemediniz” dediysem de, sadece “atlamışız” türünden bir yanıt aldım.Onlar için sadece “atlama” benim için çaresizlik.Müdürlük özel kalemi ( Bu şahsa olumlu yaklaşımları için teşekkür ederim) aracı telefonlarından sonra yanıma gelerek,”yeniden rapora gerek yok, hastaneye gidersen büyük olasılıkla bu notu rapora ilave ederler” dedi.
Sabah çaresiz olarak tekrar hastaneye gittik. Heyet başkanı doktor “bu benim sorunum değil, yeniden rapor alın” türünden olumsuz bir yaklaşımda bulundu. Heyet sekretaryasına durumu anlattık. Neyse onlar da bu duruma isyan ettiler (tüm sekretarya elemanlarına teşekkürler, gerçekten çok yardımcı oldular her aşamada) .Onlar bir yolunu bulup o günkü heyete tekrar girmemi sağladılar. Saat 14 de tekrar heyete girdim. Doktorlar beni dinlediler ve dışarıda beklememi söylerdiler. Saat 16’ya kadar bekledik. Bir memur yanımıza gelerek “ rapor noter onaylı olduğundan ilave yapılamıyor” dedi. Orada tekrar emniyetteki memurun ikinci bir hatasının (raporu incelemeden notere gönderdiği için) bize nelere mal olduğunu anladık. Çaresiz asansöre yöneldik. Yaşadığım stresi tarif etmem mümkün değil. Heyetten gün almanın ne kadar güç olduğunu, kaç güne mal olacağını yukarıda izah etmiştim. Tam asansöre bineceğimiz sırada orada bulunan güvenlik elemanı yanımız geldi ve “Perşembe günü gelin sizi heyete sokacağız” dedi. Yani bir sonraki heyete. Bu bize verilecek en iyi haberdi ve ayağa kalkamadığım için ilgiliyi sarılıp öpemedim. Gene heyet sekretaryasının gayreti ve yardımı ile bu olay gerçekleşmişti. Onlara candan teşekkürler.
Perşembe günü tekrar heyete girdik. Bu arada Emniyetten de hastaneye görüş isteyen bir yazı geldiğini öğrendim. Tek tek doktorları dolaştık ve saat iki de heyete girmek üzere oradan ayrıldık. İkide tekrar geldik ve heyete girdik. Saat 16.30 da tekrar geldik ve nihayet raporumuzu aldık. Geç olduğundan Emniyete raporu ulaştıramadık.
Bir gün sonra raporu ulaştırdık. İlgili memur raporu gördü ve beni tebrik etti(!) Uzatmayalım akşamüzeri gidip ruhsatımız aldık. Bitti. Yaklaşık 20 günlük uğraşı sonucunda, sayısını unuttuğum hastane ve emniyet gidiş gelişleri sonrasında bitti. Biten sadece işlemler değildi biten bu mücadeleyi vermek zorunda olan ben ve eşim yani bizlerdik. Bu yaşımda ve yıllardır engelli olarak yaşayan bir insan olarak bu süreçte hiçbir hatam olmamasına karşın, psikolojik çöküntü, depresyon halinde ve ruhsal durumum bozulmuş olarak elimdeki ruhsata bakıyordum.
Sonuç olarak şunları belirtmeyi uygun bulmaktayım. Konunun bu şekilde uzamasının nedeni bilgisizlikti. Bir sebebi de elde yeterli ve açık bir mevzuatın bulunmamasıydı. Kimse konuyu tam olarak bilmiyor, kimse mevzuatı yorumlayamıyordu. Satıcı firma, aparatı takacak firma, muameleci firma, emniyetteki görevli memur hiçbirisi konuyu tam bilmiyorlardı. Şahıs olarak bazı hatalar oldu, bazı şahısların ilgisiz ve olumsuz yaklaşımları oldu ama sorun şahıslardan daha çok çok bu konuda derli toplu bir mevzuatın olmamasından kaynaklanıyordu.
Şimdi ben bu konuda yaşadıklarımın ışığı altında bu konuda girişimlerde bulunmayı ve bir daha hiçbir engellinin benim yaşadıklarımı yaşamaması için derli toplu bir mevzuat için uğraşmayı düşünüyorum. Allah bana kolaylık versin.

Not : Bu uğraşı sırasında olumlu yaklaşımlarını ve yardımlarını gördüğüm Bakırköy Sadi Konuk Hastanesi Engelli Heyet çalışanlarına, Emniyet Müdürlüğündeki Tescil dairesi Komiserine, Emniyet Müdür’ünün özel kalemindeki çalışana, TOFD Başkanı Ramazan Baş’a  ,engellilerin hastane sorunlarında yardımcı olan Aydın  beye teşekkür etmeyi borç bilirim. Olumlu ve Olumsuz davranışlarda bulunan Resmi görevlilerin ismini yazmamayı daha uygun buldum. Olumlu davranışta bulunan kişililere her aşamada yüzlerine karşı teşekkür etmekle birlikte, onlar için ayrıca ilgili kurumları nezdinde teşekkür edeceğim.

1 Ocak 2016 Cuma

ENGELLİLER İÇİN DOLMABAHÇE SARAYI

DOLMABAHÇE SARAYI


İstanbul’un en önemli sarayı olan Dolmabahçe Sarayına gitmeden önce buranın erişilebilirliğini araştırmak için İstanbul Belediyesinin “Erişilebilir Turizm Engelsiz İstanbul” broşürünü inceledim. Milli Saraylar bölümünde Dolmabahçe Sarayının erişilebilir olduğunu öğrenerek gönül rahatlığı ile yola çıktık.


Karaköy yönünden Saraya gelmeden hemen önce sarayın yanında bulunan Otoparka aracımızı park ettik.(Aracımız için otopark ücreti almadılar). Düz bir girişle sorun yaşamadan, sarayın kapısına ulaştık. Girişte benden ve refakatçimden ücret almadılar.





Sarayın kapısına geldik bizi hiçte şaşırtmayan ama bayağı sinirlendiren bir sürprizle karşılaştık. Saraya giriş için yapılan lift asansöre bindik ama çalışmadı. Yukarıdan bir yetkili biz asansör bozuk dedi. O kadar. Biz sinirle asansörden indik. Söylenirken bir başka yetkili bizi gördü ve 4 kişinin ellerinde sarayın merdivenlerini çıktık. Bunu anlatmamın sebebi, gitmeden önce mutlaka telefon açın “asansörler çalışıyor mu?” diye mutlaka sorun.


Saraya insanları gruplar halinde ve bir rehber refakatinde içeri alıyorlar. Bu belli periyotlara oluyor. Yabancılar için İngilizce, bizler için Türkçe rehberlik hizmeti veriliyor. Neyse içeri girdik ve bir iki salonu gezdik ve önümüze muhteşem bir merdiven çıktı. Rehber merdivenleri çıktı. Arkasından “ ben ne olacağım” diye umutsuzca bir soru sordum. Rehber hanım siz bekleyin bir görevli gelecek” dedi. Bende herhalde bu görevli beni asansöre götürecek diyerek huzur içinde beklemeye başladım. Eh nasıl olsa erişilebilir denen bir saray. Ama hayallerim görevlinin gelmesi ile sona erdi. Yukarı çıkmamım mümkün olmadığı gerçeği ile yüzleştim. Beni aldı ve turun bittiği “muayide salonuna götürdü. Burada bekle grup buraya gelecek dedi.
Yaklaşık yarım saat tek başıma bu muhteşem salonda bekledim. Bu salonda yaşanan olayları hayal ettim. Resimler çektim. Bu arada bu salonda Atatürk’ün kalafatının konulduğunu, İstanbulluların ona bu salonda veda ettiğini hatırladım. Sonradan öğrendim ki Atamızın cenaze namazı bu salonda kılınmış.












Yarım saat sonra bizim grup üst kattaki gezintisini bitirip turu son durağı olan bu salona ulaştı. Herkes bu salondan dışarı çıkış yaparken ben gezi rehberimle beraber giriş kapısına yöneldim. Sebebi çıkışta bulunan asansörün de arızalı olmasıydı. Rehber bunu söyleyince bende ona “merak etme öndeki asansörde arızalı” dedim. Hayret etti. Gene 3-4 yetkili eşliğinde merdivenlerden aşağıya indik.
Bundan sora Atatürk’ün vefatının yaşandığı bölüme doğru hareket ettik. Bu bölümün kapısına geldiğimizde, oraya da çıkmamım imkansız olduğunu önümüze çıkan merdiveni görünce anladık. Bu müzenin  görmeyi en çok arzu ettiğim yerine de ulaşılamıyordu. Ben bu üzüntüyü yaşarken elimdeki broşürde bu müze ve saray için engelliye uygun yazısına gözüm takıldı. Bence buraya “kısmen engelliye uygun” ifadesinin konulması daha doğru olurdu. Hiç olmasa bu hayal kırıklıklarını yaşamamış olurduk.



Sarayın etrafını gezerken tanıtıcı levhada engelliye uygun olarak gösterilen kafenin yakınındaki tuvaletlerin engelliye uygun olmadığını gördük. Ama girişteki tuvalet engelliye uygun ve temizdi.  Gene saray etrafındaki turumuzda asansörlerin başında tamirat işlerinin başladığını gördük. 



Söylenmelerimiz sonuç vermiş ve bakım ekipleri çağırılmıştı. Keşke bu bakım arıza olduğu zaman yapılsaydı diye düşünmeden edemedik. Sarayın etrafı düz olduğundan rahatça gezilebilir. Ancak toprak ve çakıllı yüzey tekerlekli sandalyeyi biraz zorlayabiliyor.