28 Ekim 2019 Pazartesi

ENGELLİLER İÇİN EDINBURGH

Edinburgh seyahatimi Londra'dan tren ile yaptım. Öncelikle bu seyahat ile bilgi vermek istiyorum. Londra'dan Edinburgh tren yolculuğu dört buçuk saat sürüyor. Güneyden kuzeye hemen hemen bütün İngiltere boyunca ülkeyi geçmiş oluyorsunuz. Bu yolculuğunuzda Doncaster, York ve Newcastle gibi ilginç şehirlerini tren penceresinden seyretme imkanı buluyorsunuz.
Londra King Cross garından bilet alırken engelli indirimi yapıldığını öğrendim. Burada şunu belirtmeliyim ki bu tip biletleri internet yerine bizzat gardan almanın indirimlerden yararlanmak için faydalı olduğunu düşünüyorum.  Yerim garanti olsun indirim önemli değil diyorsanız başka tabi. O zaman çok önceden internetten biletlerinizi alınız. Ben genelde biletlerimi gardaki gişelerden alıyorum. Hem garın durumunu hem de engelli olarak nasıl ulaşacağınızı, trene nasıl bineceğinizi yerinde görmek önemli.  Bunu seyahat saatine bırakırsanız, olmadık sürprizlerle karşılanmanız nedeniyle zorluklar yaşamanız mümkün. Mesela ben tren garına giderken garın metro durağında asansörün çalışmadığı gibi bir aksilikle karşılaştım. Bu durum bana tam 45 dakikaya mal oldu. Bu nedenle yaban ellerinde tedbirli olmak şart. Burası Londra böyle şeyler olmaz diye asla düşünmeyin.


Dediğim gibi engelli olduğumu gören gişe görevlisi (kendisine teşekkür ederim çok yardımı oldu) bana ve eşime bir kart çıkartarak (yanınızda fotoğraf taşıyın, yoksa da üzülmeyim garda vesikalık çeken yer var. Sadece 2 poundunuza mal olur. Görevli bu konuda da yardımcı oldu siyah beyaz yeterli olur dedi. Böylece 6 pound yerine 2 pound ödedik.) toplamda iki kişi için 50 pounda yakın indirim sağladı. Bunun yanında engelli olarak yapmamız gerekenleri anlattı hatta doldurmamız gereken başvuru formunu bizzat kendisi doldurarak "hizmette sınır yok" dedi. Her zaman böylesi denk gelmez. Bizim şansımıza denk geldi. Ama engelli hizmeti almak için bir form doldurmanız gerekiyor. Böylece adınız ilgili hizmeti veren kısma iletiliyor.


Seyahat günü gardaki özel bölüme (Harry Potter ’in 9,5 no.lu peronunun! Yanında yer alan Bu bölümün adı Elphick Room)giderek elimizdeki belgeyi gösterdik ve beklemeye başladık. Zamanı gelince bir görevli geldi ve bizi trene bindirdi. Engelliler için ayrılan masalı ve hemen tuvalet yanındaki yerimize yerleşerek rahat bir seyahat yaptık. Bu dönüşte de aynen gerçekleşti.


İskoçya’nın başkenti Edinburgh; sahip olduğu mirası, kültürü ve şenlikleriyle ünlü. Eski ve Yeni Şehrin “Dünya Mirası Alanları”nı keşfetmek için görülmesi gereken bir şehir. İskoç ruhunun olduğu gibi canlı bir şekilde hissedilebileceği bir şehir. Bir gayda ve bir etek, bu günlerde bile günlük yaşamın bir parçasıdır. Yalnız bu gayda işini fazla abartmışlar her sokakta gayda çalanlara rastlıyorsunuz.
Tren Edinburgh İstasyonu’na ulaştığında, şehirde bizi ilk karşılayan Scott anıtı oluyor. Şehir tamamıyla bir Harry Porter setini andırıyor.
Genel yapısı itibariyle iniş çıkışlı olan şehir bu yönü ile tekerlekli sandalye ile seyahat için fazla konforlu olmayabilir. Aşağıdaki notlarımda da göreceğiniz gibi bazı yerler ulaşmak epey gayret sarf etmenizi gerektiyor. Biz daha önce yazılan gezi notlara bakarak yürüyerek gezmeyi planladık ve uyguladık. Ama o notları yazanların tekerlekli sandalyelileri kastetmediklerini maalesef geç fark ettik. Edinburgh’u gezerken doğru olanı "hop on-hop off"  gezi otobüslerini tercih etmekmiş. Siz giderseniz bence bu yolu tercih edin. Her yere şehir içi otobüslerle ulaşmanız mümkün. Biz bu yolu seçtik. Ama bilet ücretleri yüksek. İndi bindi bile yapsanız otobüse iki kişi için 3.40 pound ödemek durumundasınız. (Bir kişi 1.70 pound) .Paramızın değer göz önünde tutulduğunda maliyet yüksek oluyor. Burada size tavsiyem "D Ticket" almanız. Bir gün geçerli olan bu bilet 4 pound olup bunu gün içinde sınırsız kullanabilirsiniz. Otobüsler nakit para alıyor ama para üstü vermiyor. Bunu bilerek yanınızda hep bozukluk bulundurun. Belirttiğim günlük bileti gene ilk bindiğiniz otobüsten alabilirsiniz. Bunun yanında duraklarda fazla bekliyorsunuz. Bizim gibi Ekim ayında giderseniz ayrıca duraklarda üşümekte ekstrası. Artık tercih sizin.


Ama diğer bir konuyu tercihinize bırakmam istemem. Ekim ayının 14. gittiğimiz şehirde hatırı sayılır bir soğuk vardı. Zaten buraların yağmuru malum, birde soğuk eklendiğini düşününce bavulunuza bol bol kalın giysiler, mont ve yağmurluk koymalısınız. O nedenle gezi tarihini belirlerken hava şartlarını göz önünde tutun. Her zaman belirttiğim Avrupa gezi planlarında sonbahar aylarında güneyi tercih edin. Kuzeyi Mayıs ve Haziran aylarını tercih edin. Ben bu defa bu kaideye uyamadım. Zira Londra'ya kadar gelmişken, (buraya yerleşen kızıma) gelmeyi düşündüğüm  Edinburgh’u araya sokayım dedim.


İngiltere zaten pahalı bir ülke, bir de paramızın değerini de göz önünde tuttuğumuzda, gezi bütçesini yaparken dikkatli olmamızı tavsiye ederim. Bir pizza veya hamburger ile bir meşrubat aldığınızda 15 pound ödüyorsunuz.  Ulaşım fiyatlarını yukarıda anlattım. Otellerde ucuz değil. Müze hariç diğer ziyaret edilecek yerler paralı. Yani engellilere ücretsiz değil, ama hatırı sayılır indirim yapılıyor. Ama sorun paramızın değersizliği sonuçta. (Yazımın tarihinde 1 pound 7,50 TL. İdi).Bu nedenle gezi planınızda bir gün bile önemli. Günleri tam değerlendirin, böylece gün sayısını azaltın.
Bu genel bilgilerden sonra gezmeye başlayalım. Edinburgh’un 3 ana bölgesi görülmeye değer. Edinburgh’un baş tacı olan kalesine, katedral, kilise, saray ve müzelere ev sahipliği yapan UNESCU kültür mirasları arasında yer alan eski şehir( Old town). Aslında en yeni binası 100 yıllık olan ve şehrin en iyi alışveriş merkezlerine ve çağdaş müzelerine ev sahipliği yapan yeni şehir (New Town) ve deniz kenarında şehrin en iyi gastronomi duraklarına ev sahipliği yapan leith bölgeleri. Bu muhteşem şehrin tamamının görülebileceği en ideal yer ise kayaların üzerinde inşa edilmiş, şehri tepeden gören Edinburgh kalesi. Bu nedenle ilk hedefimiz de burası.

EDİNBURG KALESİ


Edinburgh gezisi kapsamında görmenizi şiddetle tavsiye edilen birinci yer, her sene 1.5 milyondan fazla kişinin ziyaret ettiği Edinburgh Kalesi olacak.
Edinburgh Kalesi ya da diğer adıyla Castle Rock – Kaya Kalesi, 350 milyon önce faaliyette olan sönmüş bir volkanın bacasının üstünde bulunuyor. Kale MS 600 yılında yapılmış gerçek bir şaheser ve tatbiki de Dünya Miras Listesinde. 8 bin yıl öncesine dair yerleşim olduğuna dair kalıntılar olan bölgede, iki bin yıl öncesine ait olan iskeletler de bulunmuş.




Yüksek bir tepede kayaların üzerinde konumlanmış, tarihin 1200 yıl geriye uzandığı Eski şehre, neren bakarsanız bakın görebileceğiniz Edinburgh kalesi damgasını vurmuş.



Kale İçinde Görebilecekleriniz:
1.       Taç Odası ve Kader Taşı – İskoç Taç mücevherleri
2.       Büyük Salon – Devlet işlerini buradan yönetmek için inşa edilmiş, Oliver Cromwell’in ordusu tarafından bir garnizon olarak kullanılmış, bugün çeşitli silahlar, zırhlar ve kale anahtarını sergiliyor.
3.       Kraliyet Sarayı – James VI onuruna 1617 yılında oluşturulan odalar. (Erişim uygun değil)
4.       Aziz Margaret Şapeli – Edinburg’un en eski binası, 1.David ‘in annesi anısına inşa edilmiş.
5.       Savaş Zindanları – 18. yüzyıl sonunda mahkumlarının kaledeki zindanlarda nasıl yaşadığını göstermek üzere tasarlanmış, sesli dinletilerin de olduğu zindanlar.
6.       Mons Meg – 150kg ağırlığında olup, 3.2 km uzağa top ateşleyebilen Avrupa’nın en eski kuşatma silahlarından biri.
7.       Saat Bir Topu – 1861’den beri her gün saat 13.00’de ateş edilen top.
8.       İskoç Ulusal Savaş Anıtı – Birinci Dünya Savaşından beri gerçekleşmiş çeşitli çatışmalarda hayatlarını feda edenler için yapılmış anıt.
9.       Manzaralar – Edinburgh manzaralarını kalenin duvarlarından seyredebilirsiniz






Biz yanlış yoldan gittiğimizden çıkmakta ekstra yorulduk. Siz Royal Mile’ den buraya ulaşın. Daha az yorulursunuz. Biz bir vatandaşın tavsiyesi ile otelden yürüyerek gitme hatasını yaptık, nerdeyse yarı yolda kalıyorduk. O nedenle sakın otoparkların olduğu ve genelde gezi otobüslerin ve araçların kullandığı yolu kullanmayın.
Royal Mile’ den giriş yaptığınız da geniş ve eğimli bir alana giriş yapıyorsunuz. Girişteki Görevliden az İngilizcemizle (genç arkadaşlar mutlaka İngilizceyi bir şekilde öğrenin. Az İngilizce ile olmuyor, bunun bedeli bazen çok yorucu olabiliyor) biraz bilgi alıp kalaya doğru yola çıktık. Kale kapısında Görevli bayanın yol göstermesi ile eşim içeri girip biletlerimizi aldı. Benim beklediğim yer engelli ve yaşlı kişileri kaleye ulaştıran aracın park ettiği yer. Hemen girişin yanında. Normal insanın giriş ücreti 16 p. Biz eşim ve benim için 13.33 p. ödedik. Yani iyi bir indirim yapılıyor. Bu indirimin yanında sizi kalenin en görülmesi yerine götürme getirme hizmeti de dahil. Yalnız araç yarım saatte bir geliyordu. (Yazın ise iki araç sürekli çalışıyormuş). Biraz bekledik ve resimde görülen araç geldi. Kısa bir yolculukla bizi kalenin tepesine kadar çıkardı.





Ufak tefek yokuşlar ve taş yollar biraz zorlasa da genel olarak kalenin görülmesi gereken yerlerinin büyük bir kısmına ulaşılabiliyor. Ayrıca buradan şehri kuşbakışı görebiliyorsunuz. Engelliye uygun tuvaletler bulunmaktadır. Biz genel bir gezi yaptık rampa konulan her yeri gezdik, ama asansörle ulaşılan diğer yerleri varmış ama biz sanırım görmediğimizden ve bilmediğimizden buraları göremedik. Siz artık bildiğinizden mutlaka bu asansörleri bulun.



Böyle bir yerde yardımcı ve yol gösteren görevlinin olmaması büyük bir eksiklik. Levhalarda yetersiz. Genel bir bilginiz yoksa (ama şimdi var :) ) kaleye engelli ulaşım olduğunu anlamanız mümkün değil.



Edinburgh’a gelip te bu kaleyi görmemek zaten düşünülemez. Mutlaka burayı gezin.








National Museum of Scotland 



İskoçya Ulusal Müzesi. Farklı katlara bölünmüş olan bu müze, İskoç arkeolojik buluntularının ve ortaçağ nesnelerinin ulusal koleksiyonlarının yanı sıra;  jeoloji, arkeoloji, doğal tarih, bilim, teknoloji, sanat ve dünya kültürlerini kapsayan eserleri içermekte.


Muhteşem sanat nesneleri ve basit günlük yaşam öğeleri ziyaretçilere İskoç tarihini ve yerli halkın kültürlerini ve benlik bilincini geliştirme çabalarını anlatıyor.. Venedik tarzında, dünyadaki çeşitli koleksiyonları bulabileceğiniz güzel bir bina. Bu koleksiyonlar, sanat, bilim, sanayi, arkeoloji, çevre ve diğer birçok yaşam alanlarına ışık tutacaktır. Giriş ücretsiz. 


Tekerlekli sandalye ile her yerine ulaşabildiğiniz bu müze, burada mutlaka görmeniz gereken bir yer. Biz fazla zaman ayıramadık bu nedenle tam olarak gezemedik ama siz en az 3 saat ayırın buraya. Edinburgh’ta görülmesi gereken birçok müze bulunmakta. Biz sadece burayı gezebildik.






İskoçya’nın en eski bölümüne verilen ad olan Old Town – Eski Şehir, Edinburgh gezisi içinde  belki de en çok zaman geçireceğiniz bölge olacak. Ortaçağ mimarisi ve Reform dönemine ait  yapıların korunmuş olduğu bölgede, ünlü St. Giles Katedrali, İskoçya Ulusal Müzesi, Parlamento Binası ve çeşitli kiliseler bulunmakta. Parke taşlı daracık sokakları vb. gibi bizlerin ulaşmasının mümkün olmadığı geçit, gizli meydanları ile dikkat çekiyor. Ancak iniş çıkışlı tepelerinde bazı tırmanışlar bize göre değil.
Yine eski şehirde olan ünlü Royal Mile Caddesi, Edinburgh manzaralarına tanıklık edebileceğiniz yerlerde Holyrood Parkı ve burada bulunan volkanik tepe Arthur’s Seat ziyaretçilerine tam bir görsel şölen sunuyor.
İhtişamlı yapısı ile Tarihi kilise St. Giles Katedrali, Edinburgh Kilisesi ve Holyrood Sarayı arasında yer alıyor. Eski Şehrin önemli simgelerinden olan Edinburgh Üniversitesi’ne de vakit ayırın. Holyrood’da bulunan tasarımı ile 2005 yılında stirling ödülüne layik bulunan Parlamento Binası’nın zevkli dekorasyonuna tanıklık edin. Ünlü yazar J.K. Rowling’in Harry Potter kitaplarını yazmış olduğu The Elephant House da Royal Mile civarında bulunuyor.
Royal Mile



Edinburgh Kalesi’nden başlayıp Holyrood Sarayı’na kadar devam eden Royal Mile (Kraliyet Yolu), eski şehir bölgesinin en önemli turistik yerleri arasında sayılıyor. Oldukça renkli bir atmosfere sahip olan Kraliyet Yolu boyunca yürürseniz sokak sanatçısını dinleme ve gösterileri izleme şansını elde edebilirsiniz. Turistlerin sürekli dolaştığı, festival zamanı gösterilerin olduğu, Edinburgh Kalesinden başlayıp Holyrood House’a kadar gelen uzun bir yol. Bu cadde üzerinde çeşitli turistik dükkânlar, İskoç kumaşını satan mağazalar, restoranlar, kafeler, tarihi yerler keşfedilmek üzere sizleri bekliyor.



 Ama mutlaka gezinizi Kaleden başlayıp Holyrood sarayında bitirin. Bu yolla sadece frenleme ile yol alırsınız Aksi halde iyi bir yokuş çıkmanız gerekir. Bu caddenin bazı yerleri trafiğe kapalı, Sakin aylarda daha rahat gezer ve alış veriş yapabilirsiniz. Yol üzerine bir çok pup’ları, st.giles kilisesini vb. yerleri görebilirsiniz.





Palace of Holyroodhouse




Holyrood house Sarayı. Eskiden dedikoduların, cinayetlerin ve siyasi entrikaların yeri olan Holyroodhouse Sarayı, günümüzde Kraliçenin resmi ikametgâhıdır. Otel, Edinburgh Sarayı’na ulaşan Royal Mile’nın sonunda bulunmaktadır. Ortaçağ efsanesine göre şu anda sarayın olduğu yerde kalıntıları bulunan manastır, 1128 yılında 1. David tarafından inşa ettirilmiş. Kral avlanırken, bir geyiğin boynuzları arasında haç olduğunu görmüş ve bunun Tanrıdan gelen bir mesaj olduğunu düşünerek geyiği gördüğü yere manastırı yaptırmış. Bugün sarayın ismi olan ‘Holy Rood’, Kutsal Haç anlamına geliyor.



Dönemin İngiliz Kralı’nın İskoçya’daki malikânesi olan Holyrood Sarayı, resmi giriş alanı olan Great Stair’i, süslemeleri ve dekorasyonu ile etkileyici Royal Dining Room’u, Royal Gallery’den bazı parçaları bünyesinde barındıran Queen’s Gallery ve Throne Room görülmesi gereken yerlerden
Giriş ücretli ama engelli indirimi ile uygun olan (Engelli ve refakatçi ile toplam 8,70 Pound) Saray’ın önemli bölümleri tekerlekli sandalye ye uygun. Girişten itibaren bir görevli size yardımcı oluyor. Gezmeniz için rehberlik ediyor. Üst kata çıkmak için özel asansöre yönlendiriyor. Rahatça gezebiliyorsunuz, engelli tuvaletleri bulunmaktadır. Ancak resim çekmek yasak bu nedenle sizlere sarayın içinden resim gösteremiyorum.





Hemen yanında bulunan yıkık kilise ilginç bir yapı. Buradan bahçeye çıkılıp sarayın bahçesini gezebiliyorsunuz. Buradan Holyrood parkını ve Arthur Seat tepesini görebilirsiniz.



Arthur’s Seat – Arthur’un Koltuğu



Şehrin panoramik manzaralarını yüksek bir tepeden seyretmek isteyen yürüyüş sevenler, Edinburgh’un bu en yüksek zirve noktasına yürüyerek bir saatte çıkabilirler. Yani bize hiç uymaz.
İsmini Kral Arthur’a ait efsanelerden geldiği söylenen bu tepe, Edinburgh kalesinin altındaki kayalar gibi sönmüş yanardağ oluşumundan meydana çıkmış. Yukarıda belirttiğim gibi sarayın bahçesinden setretmekle yetindik. Zaten şehrin her yerinden görünen bir tepe.




St.Giles kadetrali



Şehrin ünlü siluetini öne çıkaran tarihi yapılarından biri olan St. Giles Katedrali (St. Giles Katedral), kendine özgü mimarisi ve çan kulesi ile turistler tarafından büyük ilgi görüyor. 19.yüzyılda restore edilerek günümüze kadar ulaşması sağlanan katedral, yaklaşık olarak 900 yıldan beri şehrin dini odak noktalarından biri. İskoçya’nın dini kültürü hakkında bilgi edinmek isterseniz ve katedralin mimari özelliklerini daha yakından görmek isterseniz tarihi yapıyı ziyaret edebilirsiniz.





Bunların yanında benim gitme fırsatını bulamadığım The Elephant House - The GrassmarketArea
Greyfriars Kirkyard-grayfars bobby- Frankestein Pub gibi ilginç yerleri de ve burda bulunan diğer müzeleri de gezebilirsiniz.

New town

New Town, Old Town bölgesinin Edinburgh’ta atan nüfus ihtiyaçlarının karşılanamaması nedeniyle on sekizinci yüzyıldan itibaren kurulmaya başlanan bölge. 18.yy İngiliz mimarisi ile görkemli binalara ev sahipliği yapan yeni şehir 250 – 300 yıllık binaları ile eski şehir ile kıyaslanınca genç kalıyor. Cadde boyunca kale ve eski şehir manzarasını izlemeniz mümkün. Burada görülmesi gereken yerlerin başında ise Prenses Caddesi geliyor. Burada bulunan ve simgesel anıtların bulunduğu Calton Hill’e dik merdivenler nedeniyle ulaşmak mümkün değil. Onun için burayı uzaktan seyretmekle yetindik.



The Royal Yacht Britannia




Britanya, 16 Nisan 1953’te inşa edildikten sonra 44 yıldan fazla bir süre bir milyon milden fazla yol kat ederek Kraliyet Ailesi’ne hizmet etmiş. Kraliçenin parlak devlet ziyaretleri, resmi resepsiyonlar, kraliyet baleleri ve aile tatilleri için adeta mükemmel bir krallık evi olmuş.






1997’de emekliliğe ayrılmış olan gemi, artık Edinburgh’ta müze olarak ziyaretçilerini ağırlamakta. İçeri girmeden size bir kulaklık veriliyor (ilginç ama Türkçe ’de var) ve dolaştığınız yerlerde bu kulaklıktan ilgili kısım hakkında sesli bilgiyi dinleyebiliyorsunuz.



Tur kapsamında, gemi dümeninin olduğu köprü mevkiini, kraliçenin misafirleriyle birlikte yemek yediği salonu, yatak odalarını, oturma odalarını, makine dairesini, personel kamaralarını,  güverteyi gezebilmeniz mümkün.




Kraliyet Yatı. Kraliyet ailesine Dünya’nın 4 bir yanından gelen hediyelerin ve konakladıkları kamaraları gezme şansı yakalayacağınız bu yat için Şehrin biraz dışındaki Ocean Terminal bölgesine gitmeniz gerekiyor. Buraya şehir içi otobüsleri ile ulaşmak mümkün. Alışveriş Merkezinin 3. katından yata açılan bir giriş kapısından giriş kapısı ile bu yata giriş yapılıyor.  Açıkçası geniş zamanı olanlara tavsiye edebileceğim bir yer. Giriş ücretli 16.50 ancak engelli ve refakatçisi için toplam ücret 12.50 pound
Geminin her yerine ulaşmanız mümkün. Her kata asansörle ulaşılabilir. Her yönü ile tekerlekli sandalye için uygun. Bol bol engelli tuvaletleri var









Princess Caddesi 

İskoçya’nın Oxford Street’i olarak anılan ve yalnızca yaya girişine açık olan bu cadde önemli alışveriş mağazalarına ev sahipliği yapıyor. Prenses Caddesi’nde bir alışveriş turu yapabilir, kale manzarasının tadını çıkarabilirsiniz. Alışveriş sonrası yorgunluğunuzu atmak isterseniz Princes Street Gardens ve West Gardens’ta soluklanabilir, burada bulunan heykel ve anıtları keşfedebilirsiniz. Cadde düz ve tekerlekli sandalyeye uygun. Bağlı sokaklara ulamak için biraz meyil var ama ulaşılamaz değil.
Edinburgh’un en yoğun caddesi. Aynı zamanda otobüslerin kalkış noktası olan caddede yolun hemen yanında, şahane kale manzarasına karşı Prenses Caddesi Bahçesi (Princess Street Garden), yer alıyor. Edinburgh’luların da oldukça rağbet gösterdiği park, huzurlu ve yemyeşil bir yer. Ama merdivenlerle inildiğini gördüğümden ben inemedim. Belki meyilli bir inişi vardır ama onunda dik olduğunu tahmin ediyorum. Caddeden seyretmekle yetindik. Genellikle özel araçların girmesine izin verilmeyen caddeye toplu taşıma araçlarını kullanarak ulaşabilirsiniz. Princess Street’ten eski şehir merkezini ve Edinburgh Kalesi’ni geniş bir açı ile görebilirsiniz. Ayrıca caddede yer alan dünyaca ünlü mağazaları gezebilir ve alışveriş edebilirsiniz. Yalnız hiç ucuz değil bilesiniz.

Scott Monument



Scott Monument, Princess Street’te yer alan devasa bir anıt. Görkemi ile büyüleneceğiniz ve ihtişamı ile kendinizi küçücük hissedeceğiniz Scott Monument, neo-gotik tarzda inşa edilmiş taş bir kule. İskoçyalı yazar Sir Walter Scott anısına yapılmış.
Yüksekliğinden dolayı Edinburgh ve çevresinin panoramik manzarasını seyredebileceğiniz Scott Anıtı (Scott Monument), ihtişamlı gotik mimarisi ile ön plana çıkıyor. Dünyanın en büyük yazar anıtı olan ve 1840 yılında inşa edilmeye başlanan 61 metre yüksekliğindeki Scott Anıtı üzerinde 68 adet heykelcik bulunuyor. 287 basamaklı merdiveni le tepesine çıkıldığın sadece bilgi olarak paylaşayım. Edinburgh geziniz esnasında Princes Street Garden’da yer alan Scott Anıtı’nı detaylı inceleyebilir ve eşsiz karelere imza atabilirsiniz.





Sonuç olarak görülmesi ve gezilmesi gereken bir şehir. Ancak başta da belirttiğim gibi gezi otobüslerini tercih etmek yararlı olabilir. İyi bir internet kullanıcısı iseniz (uygulamasını indirip)şehir içi otobüsleri ile de gezmeniz mümkün. Ama mutlaka günlük bilet alınız. Yoksa ulaşım bizim paramızla kıyas edildiğinde pahalı. Yürüme planında notlarımızdaki güzergâhları takip edin. Zira iniş çıkışı bol bir şehir.
Yeme içme konusunda meraklıysanız başka kaynaklara bakın ama yeme içme burada gene bizim paramızla pahalıya geliyor. Alış verişe meraklıysanız Princess Caddesi ve sokaklarını bol bol geziniz. Ucuz yerler de bulabilirsiniz.


 

17 Mayıs 2019 Cuma

ENGELLİLER İÇİN ŞEREFİYE SARNICI


Şerefiye Sarnıcı, 42 8 ve 443 tarihleri arasında, Bozdoğan kemeri vasıtasıyla su depolamak amaçı ile inşa edilmiştir. Sarnıç Binbirdirek sarnıcı ve daha sonra yapılan Yerebatan sarnıcı ile birlikte İstanbul’un su ihtiyacını yüzyıllar boyu sağlayan su deposu görevini üstlenmiş bir eserdir.


Şerefiye Sarnıcı,İstanbul’un Çemberlitaş semti, Binbirdirek  Mahallesi Piyerloti caddesi üzerinde bulunmaktadır.


Buraya ulaşmak için toplu taşımı kullanmak doğru bir tercih olacaktır. Zira bu bölge yoğun bir trafiğin olduğu bir bölgedir. Biz özel aracımız ile gittik. İlgililere rica ettik, sağ olsunlar yan tarafında bulunan bariyeri açtılar, aracımızı park ettik. Engelli girişi, Ana girişin bulunduğu camlı mekandan değil hemen yanında bulunan bir asansör ile sağlanmaktadır. Bir görevli gelip, bu asansörü çalışır hale getirdi. Yani asansörü kullanmak için mutlaka görevlilere başvurmanız gerekmektedir.


Aslında ana girişte de bir asansör bulunmaktadır. Ancak asansöre ulaşmak için merdivenler olduğundan bu asansör bizlere hitap edememektedir. Bu merdivenlerin yanına bir rampa yapılsa bu sorun giderilebilir kanısındayım. Niye yapılmamış bilemiyorum. Neyse bir şekilde sarnıca girdik.




Sarnıcın içi düz olduğundan tekerlekli sandalye’ye uygun.Zaten mekan fazla büyük değil. Rahatça gezebilirsiniz.
Yakın bir zamanda açılan sarnıç 45x25 metre büyüklüğündedir. Çatı 9 metre yüksekliğinde, 32 adet mermer kolon tarafından desteklenmektedir.



İstanbul’un zengin tarihi yapıları içinde yer alan mekan görülmeye değer ve belirttiğim gibi engelliye uygundur.


11 Nisan 2019 Perşembe


ENGELLİLER İÇİN ŞANLIURFA – HARRAN – HALFETİ




“GELEN AĞLAR,GİDEN AĞLAR” DERLERMİŞ URFA İÇİN…ÖNCE “NEREYE GELDİM BEN” SONRA DA “NASIL AYRILIRIM BURADAN” DİYE AĞLARLARMIŞ.

Gezi rotamızda bu defa  'Peygamberler şehri' olarak nitelendirilen Şanlıurfa'dayız. Ayni zamanda “efsaneler şehri” olarak tanımlanan bu kadim şehir yeme içme konusunda Gaziantep ile yarışmaktadır.  Şanlıurfa, insanlık tarihinin en önemli yerleşim yerlerinden bir tanesi. Cilalı Taş Devrinden beri burada insanlar yaşamaktadır. Daha da önemlisi, bundan 12 bin yıl önce, Dünya’nın bilinen en eski tapınağı olan Göbeklitepe’nin de bulunduğu yerdir. ( Bakınız: (https://engelsizseyyah.com/2019/03/4023/)) Bugüne kadar burada Sümerler’den tutun da, Bizans’a kadar pek çok uygarlık görülmüştür. 1094 yılında Büyük Selçuklu, 1516 yılında da Osmanlı hakimiyetine girmiştir. 1. Dünya Savaşında önce İngiliz, sonra da Fransız yönetimine giren şehir, Cumhuriyet sonrasında 1924’te il olmuştur.

Gezme yeri fazla olduğundan 3 gün kalmamıza rağmen bazı yerleri görme şansımız olmadı. Ama sizde en az 3 gün ayırın ve aşağıda belirttiğim yerleri mutlaka görün. (Pazartesi müzeler kapalı aman unutmayın) Ben uçakla geldim ve araç kiralayarak bu gezimi yaptım. Bu gezi için araç şart. Zira Urfa dışına da çıkmanız gerek.  Otel olarak engelli odası olan Dedeman Oteli tercih ettim.
Bir de Urfa’da yapılması gerekenlerden olan sıra gecesine katılamadım. Zira hafta içinde gittiğimden ve hafta içinde sıra geçesi olmadığından veya olan yerler merdivenli olduğundan bu etkinliği yapamadık.
Şehrin insanları çok yardımcı oldular. Nerede yardım gerekse biz daha talep etmeden bir kaç kişi (erkek,kadın) hemen yardıma geldiler. Esnaf da  sıcakkanlı ve yardımsever. Şehir içinde gezilmesi gereken yerler genellikle birbirine yakın yerler. Gelin şimdi gezmeye başlayalım.

BALIKLIGÖL – AYN ZELİHA




Şanlıurfa’nın en turistik yeri ve aynı zamanda şehrin sembolü haline gelmiş Balıklıgöl şehrin merkezinde yer alıyor. Hemen yakınında otopark bulunuyor. Araçtan inip parka girdiğinizde ilk hedef balıklıgöl oluyor. Ancak bölgede iki göl var: Aynzeliha  (Hz.İbrahimin hemen arkasından kendisini ateşe atan Nemrut’un kızı Zeliha’nın düştüğü yer)ve Halil-Ür Rahman. Bu bölgede ayrıca Rizvaniye Cami, Hz. İbrahim’in doğduğu mağara, Dergah Cami (Mevlid-i Halil Külliyesi) ve Halil-Ür Rahman Cami (Döşeme Cami)gibi önemli birçok tarihi yapı da bu alanda bulunuyor. Bunların hiç birine girmedim, zira pek tekerlekli sandalyeye uygun değil.


 Balıklıgöl hakkında söylenen rivayetleri az çok duymuş olabilirsiniz. Kısaca özetlemem gerekirse, Döneme hakim gaddar hükümdar NemrutHz. İbrahim, saray içerisindeki putları kırınca yakılmasını emreder. Şu an Halil-Ür Rahman Gölü’nün olduğu yer odunlarla doldurulur ve Hz. İbrahim kalede bulunan iki sütundan buraya fırlatılır. Hz. İbrahim ateşe atıldığında bir mucize gerçekleşir ve ateş göle, odunlar da balığa dönüşür. Günümüzde de gölün içerisinde bir sürü balık var. Halk tarafından bu balıklar oldukça değerli kabul ediliyor.



Üç semavi dinin mensupları için kutsal kabul edilen ve dünyanın 'en büyük doğal akvaryumu' olarak adlandırılan Balıklıgöl, her yıl binlerce yerli ve yabancı ziyaretçiyi ağırlıyor. Göl kenarına yapılan bir rampadan kolayca inmek mümkün.  Gölün üç kenarını tekerlekli sandalye ile gezebilirsiniz. Caminin olduğu tarafta merdivenler bulunmakta. O nedenle o bölgeye geçmedim.  




 ÇARŞILARI



Şanlıurfa hanları-çarşıları  genel olarak Balıklıgöl’ün doğusunda yer alıyor. En bilinenler arasında Gümrük Han, Hacı Kamil Han, Barutçu Han, Mençek Han, Şaban Han, Kumluhayat Han, Fesadı Han, Samsat Kapısı Han, Millet Han ve Topçu Han var. Çoğunun içinde küçük bir çay, kahve molası verme imkanınız var. Özellikle en meşhurları Gümrük Han içindeki kahvehanelerden birinde menengiç kahvesi deneyebilirsiniz. Bize canlı müzik denk geldi, bilmiyorum her zaman var mı?




Çarşıları tekerlekli sandalye il gezmeniz genellikle mümkün. Bazı yerlerde merdivenler olsa da güzergah değiştirerek bu sorunu aşabilirsiniz. Ancak yollar dar ve seyyar satıcılar nedeniyle, bilhassa kalabalık günlerde zorluk yaşanabilir.



Şanlıurfa çarşıları satılan ürünlere göre isimlendirilip ayrılmış. Hepsi neredeyse iç içe denilebilir. Bir kapıdan herhangi bir çarşıya girdiğinizde yolunuzu bulmak bayağı zor. Her çarşının farklı sokaklara, çarşılara, hanlara açılan onlarca kapısı olduğu için girdikten sonra yönünüzü şaşırıyorsunuz. 
Biraz zorlansanız da bu çarşıları gezmenizi tavsiye ederim.


Gümrük Han


Doğu'nun meşhur hanlarından bir tanesi. Gidince gözünüz gönlünüz açılacak. Burada hem alışveriş yapabilir, hem de avlusunda çay içip, kahve içip dinlenebilirsiniz. Şanlıurfa gezi programı için olmazsa olmaz bir yer, zira hem tarihi dokuyu, hem de mevcut sosyo – ekonomik dokuyu inceleyebileceğiniz yerlerden biri. 1563 yılında Kanuni tarafından yaptırılmıştır. Tekerlekli sandalye ile girebilirsiniz. Burada soluklanıp çay veya kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Bu keyfi mutlaka yapın.

ŞANLI URFA MÜZESİ



Şanlıurfa’daki arkeoloji ve mozaik müzesinde 74 bin eser var. Türkiye'nin en büyük müzelerinden biri. Şanlıurfa Müzesi için şehrin en iddialı müzesi denilebilir. Müzede Neolitik Çağ’dan Eski Tunç Çağı’na kadar birçok eser var. Seramik eserlerden kolyelere, kesici aletlerden el sanatlarına kısacası insanlık tarihine ait her şeye müzede yer verilmiş. Göbeklitepe’nin ortaya çıkmasıyla müzeye yeni eserler de eklenmiş. İçeride bir de Göbeklitepe’nin modeli yapılmış. Müzenin bahçesinde de bir mozaik havuzu yer alıyor.






Müze Balıklıgöl’ün yanında Haleplibahçe bölgesinde yer alıyor. Giriş engelli ve yardımcısı için ücretsiz. Engelliye uygun ve içinde engelli tuvaleti bulunmakta.  Pazartesi günleri kapalı. Bu nedenle bizim program aksadı ve bu nedenle bu müzeye biraz fazla yürüme mesafesi olan Mozaik müzesine gitme zamanımız olmadı. Aklımızda kalmadı değil.  Aklımızda kalmadı değil. Zira Amazon mozaiklerini görmek isterdim.






ŞANLIURFA KALESİ

Gene ulaşılması çok zor olan Şanlıurfa Kalesi şehrin merkezinde, Balıklıgöl’ün arka tarafında bulunuyor. Dambak Tepesi isimli bir tepenin üzerine kurulu. Kalenin M.Ö 2000 yılında Neolitik bir yerleşim yeri üzerine yapıldığı tahmin ediliyor. Urfa Kalesi’ne ulaşım için tek seçenek yürümek  kaleye çok dik olmayan bir yoldan yaklaşık 5-10 dakika yürüyerek çıkmak mümkün ama bizler için mümkün değil. Bu nedenle uzaktan seyretmekle yetindik. Genelde kalelerin kaderi böyle oluyor.


HARRAN






Harran tarihi evleriyle, kalesiyle ve tarihin ilk Üniversitesine ev sahipliği yapan ve bu esere ait kalıntıları ile meşhur. Meşhur ev dizaynı (arı kovanını andıran)sadece bir bölgede bulunmakta.. Merkezde indikten sonra karşınıza gelen tarihi kapıdan geçerek evlerin bulunduğu bölgeye ulaşabilirsiniz. Bölgede çok sayıda çocuk sizden okul harçlığı istemeye gelecektir,haberiniz olsun.  Sadece çocuklar değil tabi büyüklerde var. Biz daha şehre girmeden bir araç yanımızda durdu, kendini dernek başkanı olarak tanıtan birisi, bize eskortluk yaparak bu tarihi evlerin yanına kadar getirdi. Sonra benim sandalyeyi kaptı ve  tarihi kaleye kadar götürdü. Kısa bir tarih bilgisi verdi. Bende “ne iyi insanlar var” diye düşünürken “bu hizmeti karşılığında ödeme yapmam gerektiğini” söyledi. Biraz şaşırdım ve ödememi yaptım. Biraz garip geldi ama neyse, demek adet böyle.




 GAP sonrası su gelen tarlaların eşliğinde vardığımız Harran’daki diğer önemli yer ise dünyanın ilk üniversite yapısının bulunduğu alan. Bu önemli eserin bulunduğu yer çalışmalar dolayısı ile kapalı fakat yakınından içini tamamen görebilirsiniz..Tarihi Harran evinde (ben böyle iki mekan gördüm.)bir kahve içmeden dönmeyin derim.  




ESKİ HALFETİ


Eski Halfeti  2000 yılında Birecik Barajı’nın yapımı ile büyük bir kısmı sular altında kalmış bir şehir. Yalnızca Halfeti değil, Fırat Nehri kenarındaki bir çok yerleşim yeri bu durumu yaşamış. Yerlilerin çoğu devletle anlaşarak Yeni Halfeti’ye taşınmayı kabul edince (kabul etmek zorunda kalınca?) şehir tam bir hayalet şehir haline bürünmüş. Hatta dünyada ‘yavaş şehir’ anlamına gelen ‘Cittaslow’ kategorisinde kabul edilen yerlerden biri. Olaydan sonra zaten yalnızca yamaçtaki evler ayakta kaldığı için küçücük ve inanılmaz durağan ve hüzünlü bir yere dönüşmüş. Burada geçmişleri hatta yakınlarının mezarları bulunan bir çok insan bulunmakta. Zengin olanlar mezarları taşımışlar ama diğerleri bunu da yapamamışlar L


Halfeti’de ne yapılır, neler var derseniz şehrin asıl olayı tekne turu yapmak. Tur tekneleri kişi başı 15 TL. Tekne turları özel ayarlamadıysanız genelde 1 saat sürüyor. Teknelerin genel rotasında Rum Kale, şu meşhur batık minareli Savaşan Köyü ve yol boyunca görebileceğiniz dağlardaki mağaralar var. Bilhassa Rumkale sıradışı bir zenginlik.
Tekne turu haricinde sahil şeridi boyunca gezmek de oldukça keyifli. Merkezde suyun kenarında yer alan caminin ön tarafına gittiğinizde bir kısmının sular altında kaldığını fark ediyorsunuz.
Halfeti’ye ulaşımda yollar gayet rahat ve güvenli.  Önünüze ilk olarak Yeni Halfeti geliyor. Eski Halfeti için biraz daha yol almanız gerekiyor.

Yoğun günlerde, Günün erken saatlerinde gittiyseniz merkezde araç için yer bulmak mümkünmüş ama saat ilerledikçe imkansız hale geliyormuş. Biz Mart ayında gittiğimiz için park yeri konusunda sorun yaşamadık. Bence sizde Mart- Nisan aylarını tercih edin.  Yoğun ayları Mayıs, eylül ve Ekim ayları oluyormuş. Bu aylarda sıkıntı yaşandığı, tekne için bile sıra beklenildiği söylendi.(Bu bilgileri tekne kaptanımız Mehmet Kaptan’dan aldık. Kaynak sağlam yani).



Önce kısaca Siyah Gül’den bahsedeyim. Sadece bu bölgede yetişen siyah gül buranın simgeleri arasında. Götüreyim de evimde de yetiştireyim diye düşünebilirsiniz ama bu mümkün değilmiş. Başka yerde gene gül açıyormuş ama kesinlikle gülün rengi siyah olmuyormuş.
Tam iskeleye geldiğimizde bir tekne kalkmak üzereydi. Ama ona (nedense) binemedik. Mevsim itibariyle gelenler sayısı az olduğundan ve biraz da ümitsizce bir sonraki tekneyi yani teknenin dolmasını bekledik. Zaten buraya gelene kadar tekerlekli sandalye ile bu tekneye binip, binemeyeceğim konusunda tereddütlerim vardı. Binemeseydim, gene eşimin izlenimleri ile yetinecektim.  Ancak bu kuşkumuz ilk görüşme sonucu ortadan kalktı.”Hallederiz” dediler.  Dediler ama bakıyorum tekneler pek uygun değil. Bir bildikleri vardır herhalde dedik be beklemeye başladık. Bu arada bir tekne dikkatimi çekti. İçinde Atatürk resmi olan bir tekne. Çok hoşuma gitti.
Biz ise teknenin dolmasını dua ederek bekledik, hatta bir ara ümidimizi bile kaybettik. Biraz zaman geçti, biz Fırat nehri boyunca bir yandan geziyor bir yandan da araç gelsin diye dua ediyoruz Neyse 1-2 gelenler oldu da tekne gezimiz gerçekleşti. En az 15 kişi olması gerekiyormuş.




 Neyse gelenler yeterli olunca bizi davet ettiler. Bir tekneye gittik, 3-4 kişi geldi ve beni tekneye sokmaya çalıştılar ama giriş koridoru dar olduğundan mümkün olmadı. Bu nedenle tekneyi değiştirdiler. Gerçekten bu tip olaylara yurt dışında rastlamıştım ama bunun bizim Ülkemiz de Halfeti de olması beni ayrıca duygulandırdı. Hepsine teşekkür ederim. Gerçekten canı gönülden gayret ettiler. Ayrıca liman girişi de rampalarla düzenlenmiş, yani her şey düşünülmüş. Bu düzenlemeleri İstanbul’da bile görmek mümkün değil.  İstenirse her şey mümkün.



Daha önce tekneye binenleri de indirip bizi yeni tekneye götürdüler. Götürdükleri tekne yukarıda bahsettiğim tekne olması güzel bir rastlandı oldu. Burada tanıştık Mehmet Kaptanla. Gencecik bir insan. Yukarıya çıkmak mümkün olmadığından bütün gezi boyunca kendisi ile sohbet ettik.  Konusuna vakıf, güler yüzlü ve
Tam bir Atatürk fanatiği.  Zaman, zaman Kinayeli bir şekilde bize ve tüm yolcularına bölgeyi anlattı. Bölgede böyle insanların olması bölge için ve Ülkemizin için büyük bir şans. Kendisine ve tüm çalışanlara teşekkürler.


Son olarak şunu da belirteyim ki, beni bindirmek için bu kadar gayret ettiler ve ücret bile almadılar. Tekne gezisi için Engellilerden ücret almıyorlar.

BİRECİK



Halfeti dönüşü Uçak için vaktimiz olduğundan ve daha önemlisi Haş haş kebabı yemek niyeti ile Birecik’e uğradık. Yediğimiz içtiğimiz bizde kalsın. (ama sizde mutlaka yiyin-Mehmet Kaptanın tavsiyesine uyarak Sefa Kebap salonunda yedik. Tavsiye ederim. ) Bu arada Birecik demişken Kelaynak kuşlarını anmamak olmaz. Fırat nehri kıyısında kelaynak üreme çiftliği bulunmakta.Zira bu kuşların soyu maalesef tükenmekte.


 Birecik’te meşhur köprüsünü seyrederek ve (Birecik Köprüsü, yapıldığı tarih itibariyle. Türkiye'nin en uzun betonarme karayolu köprüsüdür.Yapım 1951-1956),  Fırat Nehri boyunca bir yürüyüş yaparak buradan ayrıldık.


Üç günlük gezimizde bu kadar yer gezebildik. Tabi güzel şeylerde yedik ve alışveriş yaptık. Urfa’da gidemediğimiz, göremediğimiz bir birçok yer ve eser kaldı. Ama sizlere tavsiye edeceğim ve gezerken fazla zorlanmayacağınız, her an yardıma hazır insanların olduğu bir şehir.