16 Şubat 2016 Salı

ENGELLİLER İÇİN KARİYE KİLİSESİ - MÜZESİ


Sitemizin takipçileri buraya yaptığımız 2016 yılında ilk gezi notlarımızı bileceklerdir. O Tarihte tadilatta olan ana mekanı görememiştik.Bu yıl  (2019) ikinci defa yaptığımız gezide ise ana mekan tadilatı bitirilmiş ve halka açılmış,bu defa da daha önce gezdiğimiz mekanlar tadilata alınmıştı.


Bu nedenle gezi notları  iki gezi birleştirilerek tekrar düzenlenerek sizlere sunulmaktadır. 
Bizans dini resim sanatında mozaik ve fresko süsleme teknikleri oldukça yaygın olarak kullanılmıştır. Kariye’de de her iki süsleme tekniğini bir arada görebilmekteyiz. Dış narteks esas olarak İsa’nın yaşamını, mucizelerini, iç narteks ise Meryem’in yaşamını anlatan, mozaik sanatının şaheserlerinden sayılabilecek, birbirlerini takip eden muhteşem sahnelerle bezenmiştir.  Parekklesion bölümünde ise, eski Ahit’ten alınmış dini hikayeler ile mahşer günü, diriliş, son yargı gibi sahneler, fresko olarak işlenmiştir.


Kilisenin camiye dönüştürülmesinden sonra, bütün yazılar, Hıristiyanlık sembolleri, bütün freskolar, mozaik süslemeler, ince bir boya ve kireç badanası yapılarak tahrip edilmeden örtülmüş, bu sayede hasar görmeden günümüze kadar ulaşabilmiştir.



Ayasofya’dan sonra İstanbul’da bulunan en önemli kilisesi olan eser duvarlarında bulunan eserler nedeniyle önem arz etmektedir.

Kariye eski Yunanca kent dışı (kırsal alan) anlamındaki Khora sözcüğünün Türkçeleşmesidir.


Kariye’deki mozaik ve freskler Bizans resim sanatının son dönemine (XIV. y.y.) ait en güzel örneklerdir. Bu mozaik ve fresklerdeki derinlik figürlerin hareket ve plastik değerlerinin verilişi, figürlerdeki uzamalar bu dönemin üslubudur.

Kariye, 1453 yılında İstanbul’un fethinden sonra Kilise olarak kullanılmış, 1511 Vezir Hadım Ali Paşa tarafından camiye çevrilmiştir.1945 yılında müzeye dönüştürülmüş, 1948–1958 yıllarında Amerikan Bizans Enstitüsü’nün yaptığı mozaik ve freskoların üzeri açılarak ortaya çıkarılmıştır.

Bu kısa tarihçenin ardından gezi notlarımıza bakalım. Kilisenin bulunduğu yere aracınızla giderseniz en uygun park yeri Kariye otelinin bulunduğu sokaktır. Diğer girişilerdeki yokuşlar bizleri yorabilir. Kiliseyi ararken doğal olarak resmini gördüğümüz binayı ararsanız bulmanız güçleşir. Zira tadilat nedenliyle üstü tamamen kapatılan binayı tüm heybetiyle görmeniz şu an için (4-5 yıl daha) mümkün değil.
Aracınızdan inip düz bir yolla rahatça kiliseye ulaşabilirsiniz . Giriş siz ve refakatçiniz için ücretsiz. 

Tadilat kısım kısım yapıldığından gittiğiniz zaman her tarafını görme şansınız olmayabilir.Yukarıda da belirttiğim gibi ben üç yıl ara ile gittiğimden ben her tarafını görme şansına sahip oldum.Sanırım birkaç yıl içinde tüm tadilat bitmiş olur. Ama her hali ile görülmesi gereken bir yapı.





.


Binanın içini gezmekte rahat. Her alan düz. Tekerlekli Sandalye ile rahatça gezilebilir.Yukarıda bahsedilen mozaik, mermer ve fresko eserleri hayranlıkla görebilirsiniz.



Kariye müzesinde yer alan eşsiz freskolardan; apiste görülen ve çok az hasarla günümüze ulaşan  Diriliş (Anastasis) sahnesi görülmeye değer.



Etrafta tuvalet göremedim. Ayrıca binanın önünde bulunan kafe ve alış veriş yerlerine ulaşmak için birkaç basamağı göze almalısınız. Nedense buralara meyil yapmak kıllara gelmemiş.




Bu tarihi eseri görmenizi öneririm.

3 Ocak 2016 Pazar

BİR ENGELLİNİN ARABA ALMA ÇİLESİ

Normal bir insansanız, bir aracı beğenir, ikinci el araçsa fiyatta anlaşır ve notere gidersiniz bir imza atıp aracınızı kullanmaya başlarsınız. Sonra en yakın Trafik şubesine gidip ruhsatınızı alırsınız. Tabi bu işin vekalet verip bir 3.şahsı yetkilendirebilir bu zahmetlerden de kurtulabilirsiniz. Hele benim gibi sıfır araba alırsanız tüm zahmetiniz bir vekalet verene kadardır.
Bir engelli iseniz ise neler yaşayacağınızı ben size birinci elden anlatacağım. Burada anlattıklarım bire bir yaşananları anlatmaktadır ve hiçbir şekilde abartma yapılmamış, aksine fazla uzatmamak için bazı olumsuzluklara ya hiç değinilmemiş ya da çok kısa değinilmiştir.
 Bu sene arabamı yenilemeye karar verdim. Öncelikle bütçemize uygun bir araba aradık ve ilk şoku orada yaşadık. Gittiğimiz araba bayisinin satış elemanın ilk sözü “biz engelliye araç satmıyoruz” oldu. “Nasıl olur, neden” dedik. Satış elemanı kem küm etti, sorun yaşadık falan dedi ama sonunda firma sahibi ile bir temasımızı olduğunu öğrenince ve benim tepkimi de görünce, amirleri ile birkaç görüşme yaptı. Neyse sorun giderildi ve araç siparişi verdik. İki aya yakın bekleme süreci içinde satıcı elemanı arayarak engelli araç işlemleri konusunda uyarıda bulunduysam da. Eleman “hallederiz” dedi.
Araç teslim zamanı geldi. Elimde bulunan raporları da (engelli olduğumu gösteren değişik hastanelerden alınan engelli olduğumu gösteren ve sürekli engel durumunu gösteren raporlar) alıp firmaya gittik. Eleman bunları trafik işlemlerini yapan firmaya gönderdi. İlk sorunda o zaman cıktı. İlgili kişi 2005 yılından evvel alınan raporların vergi dairesince (ÖTV muafiyeti için) kabul edilmediğini söyledi. Bende en son 2010 yılında araç aldığımı, bu araç için gerek vergi dairesinin tutanaklarını ibraz ettiysem de nafile. Vergi dairesinin (Ümraniye de bulunan vergi dairesi) bunu da geçerli saymadığını bildirdiler. Tutanakta işlem için 2006 tarihinde alınan rapor üzerine işlem yaptıklarını gördüm. Bu rapor çalıştığım iş yerinin isteği ile İşkur’a verilmek üzere aldığım rapordu. Yani bu rapor ÖTV ile ilgili değildi ama o tarihte kabul edilmişti. Tutanakta alınan hastanenin adı ve raporun tarihinin bulunduğunu görünce doğruca o hastaneye gittim. Bu raporun bir örneğinin verilmesini dilekçe ile başvurdum. “Mevzuat değişti, bu raporun bir örneğini size veremeyiz” yanıtı aldım.  Bu yanıt beni tatmin etmedi. Zira benim bildiğim bunların 10 sene saklanması gerekiyordu. Bir kanaldan Baş Hekimliğe ulaştım. Ama nafile oradan da ayni yanıtı aldım. Çaresiz yeni bir rapor almamız gerektiği gerçeğini kabul etmekten başka çaremiz olmadığını anladım. Heyet sekretaryasına başvurdum. Randevunun internet acılığı ile almamız gerektiğini gece saat tam 00.00 da siteye girmemiz söylendir. Ama heyhat 3-4 gece uğraştım. Açar açmaz “dolu” mesajı görülüyordu. 3-4 gece uğraştım, tarayıcımı değiştirdim, hatta kızımı aradım onunda girmesini istedim. Yok mümkün değil. Mecburen tekrar hastaneye gittim. (Bu arada hemen belirteyim, hastane her gün ana baba günü. Vatandaşlar sağlık derdine sabahın erken saatlerinde dolduruyor her yeri. Aracınızı engelli oto parklara koymanız imkansız. Zira korumasız olduğundan buralar diğer sağlam insanların araçları tarafından sürekli işgal altında. Mecburen uzak bir yere park edip, uğraşlar verip sandalye ile hastaneye ulaşmaya çalışıyoruz.  Ama hakkını yemeyim bir kaç defa oradaki görevlilerin yardımı ile otoparka park edebildim. Bu konuda yardımcı olan görevlilere candan teşekkür ediyorum buradan. 5. Katta bulunan Baş hekimlige ulaşmak için kullanacağımız engelli asansörünün arızalı olduğu günlere denk geldik. Asansöre binmek için 10 dakika beklediğimiz oldu. Sorduk “arızalı” dediler. Nedense engelli asansörleri arızalanıyor. Kabahat bizde sanırım galiba hor kullanıyoruz. Herhalde bizim şansımızdan hep bana denk gelir bu arızalı asansörler.
Neyse nerde kalmıştık. Tekrar sekretaryaya başvurduk. Durumu anlattık. Ama nafile başka yolu yok dediler. Mecburen bir tanıdık aramaya koyulduk. Bir şekilde bir hafta sonrasına gün alabildik.
O gün geldi ve bir defa daha hastaneye gittik. Konumuz ÖTV muafiyeti olduğundan raporu alınma nedenine bu hususu yazdık. (Burada sadece bir doktor benim omurilik felçlisi olmam konusunda tereddüt yaşadı. 25 senedir bu halde olduğumuzu elimizdeki raporlarla ispat etmeye uğraştık ama başarılı olamadık.-Çoğul yazıyorum zira bu mücadeleleri eşimle beraber verdik.- Peki 25 yıldır bu sandalyede yaşadığımızı nasıl ispat edeceğiz. “Tomografi çektirin, görüpte ikna olayım” dedi. “Sabır Levent “dedim. Tüm hekimleri gezdikten sonra belki insafa gelir diye tekrar ayni hekime gittik. “Tomografi için birkaç ay süre veriyorlar, yokmu başka yolu “dedik. Neyse insafa geldi de “bunu gösteren eski tomografiyi getirin” dedi. Aracımıza binip 20 -25 km yapıp eve gidip yıllardık sakladığım (neyse ki) tomografi görüntülerini alıp bir koşu doktora gittik. Filmlerde tarih ve isim bulunmaktaydı. Yani başkasına ait olması mümkün değil. Ama Doktor hanım “olmaz” dedi. Niye, dedik. Bunların raporu yok dedi. Bunu diyen uzman doktor. Kaynar sular başımızdan dökülüyor. Ama yapacak bir şey yok. Tekrar eve döndük. Ne kadar eski evrak varsa elden geçirdik. Neyse raporu da bulduk. Eski evrakları saklamanın bir faydasını görmüş olduk. Tekrar hastaneye döndük ve imzayı aldık. Saat 14.de heyete girdik, saat 16.30’da raporu elimize aldık.
Raporu alıp tekrar bayi’e gidip raporu elden teslim ettik. Oh dedik ama acele ettik galiba. Aparatı takacak firma ve işlemleri takip eden muameleci hep bir ağızdan “bu rapor ile aparat takamayız, işlem yapamayız” demezlermi. “Nedir sorun” dedik. Meğer rapor oranı % 93 muş ve bu raporla benim bu aracı kullanmam mümkün değilmiş. Yapmayın dedim ben 25 yıldır araç kullanıyorum. Ellerim sağlam elimle ve aparatla araç kullanıyorum dediysem de gene nafile. İkisi de bir genelgeyi yanlış yorumluyorlardı ama ne fayda . Bize tekrar hastane yolları göründü. Sekreter bizi heyet başkanına gönderdi. Muayene sırasında yanlışlıkla içeride hasta varken girdiğimiz için bize zaten kızan doktordu heyet başkanı. Bizim fazla konuşmamızı sevmeyen doktor (sanırım yorulmuştur) bunun için bir şey yapamayacağını, 6 aydan önce yeni rapor verilemeyeceğini, tek çözümün İl Sağlık Müdürlüğüne itiraz etmemiz gerektiğini Söyleyerek sohbetimizi bitirdi. Araştırdık bu itirazın sonuçlanması birkaç ayı alıyordu. Sonucu da ne olacak bilinmezdi. Bu durumda iş başa düştü diyerek  TSE ile ve gerekse birkaç kurumla görüştük. Sonuçta genelgenin yanlış yorumlandığını anladık. Ama bunu aparatçıya anlatmam mümkün değildi. Çaresiz ta Konya’dan bir usta bulduk. O mevzuatı bildiğinden “sorun olamaz ağbi “dedi. Mecburen bu ustayı yol parasını vererek İstanbul’a getirttik. Muameleyiciyi de ikna edemediğimizden çaresiz işlemleri kendimiz yapmaya karar verdik. Gene de içimiz rahat etmediğinden işlemlere başlamadan önce doğru Bakırköy İlçe Emniyet Müdürlüğüne gittik. Yanlış bir işlem yapmayalım düşüncesiyle. Bu işlemleri yapan memurla görüştük. Raporu inceledi, “elinizde kapı gibi rapor var hiçbir sorun olmaz” dedi. “Emin misin bir sorun yaşamayalım” dedikse de “hiç merak etmeyin”. Bizde içimiz rahatlayarak aparatçıyı çağırıp araca aparatı taktırdık.
Bayiinin düzenlediği dosya ile tekrar emniyete gittik. İlgili memur evrakları tek tek inceledi ve “Raporu noterden tasdik ettirin bazı evraklarında fotokopilerini çektirin gelin” dedi. Dediklerini yaptık ve tekrar evrakları inceledi, harcımızı yatırttı ve plaka numaramızı bile söyledi. Yarın gelin ruhsatı alın dedi.
Sizde bizim gibi çok uğraştı ama nihayet halloldu dediğinizi duyar gibiyim. Ama bu güzel Duygularımız akşamüzeri çalan bir telefon ile son buldu.
Telefondaki kişi Emniyet Müdürlüğündeki ilgili memurdu. Bana “raporunuzda aparatlı araba kullanır ifadesi yok bu nedenle ruhsatınızı veremeyiz” dedi. Kaynar sular bir defa daha başımdan aşağıya döküldü. Ne moral kaldı ne maneviyat. Hepsi sıfıra indi. Doğru emniyet Müdürlüğüne. Önce ilgili memur, sonra direk Müdüriyet makamı. Tanıdık telefonları falan derken sonuç olumsuz. İtirazlar nafile. “Niye bunu daha önce söylemediniz” dediysem de, sadece “atlamışız” türünden bir yanıt aldım.Onlar için sadece “atlama” benim için çaresizlik.Müdürlük özel kalemi ( Bu şahsa olumlu yaklaşımları için teşekkür ederim) aracı telefonlarından sonra yanıma gelerek,”yeniden rapora gerek yok, hastaneye gidersen büyük olasılıkla bu notu rapora ilave ederler” dedi.
Sabah çaresiz olarak tekrar hastaneye gittik. Heyet başkanı doktor “bu benim sorunum değil, yeniden rapor alın” türünden olumsuz bir yaklaşımda bulundu. Heyet sekretaryasına durumu anlattık. Neyse onlar da bu duruma isyan ettiler (tüm sekretarya elemanlarına teşekkürler, gerçekten çok yardımcı oldular her aşamada) .Onlar bir yolunu bulup o günkü heyete tekrar girmemi sağladılar. Saat 14 de tekrar heyete girdim. Doktorlar beni dinlediler ve dışarıda beklememi söylerdiler. Saat 16’ya kadar bekledik. Bir memur yanımıza gelerek “ rapor noter onaylı olduğundan ilave yapılamıyor” dedi. Orada tekrar emniyetteki memurun ikinci bir hatasının (raporu incelemeden notere gönderdiği için) bize nelere mal olduğunu anladık. Çaresiz asansöre yöneldik. Yaşadığım stresi tarif etmem mümkün değil. Heyetten gün almanın ne kadar güç olduğunu, kaç güne mal olacağını yukarıda izah etmiştim. Tam asansöre bineceğimiz sırada orada bulunan güvenlik elemanı yanımız geldi ve “Perşembe günü gelin sizi heyete sokacağız” dedi. Yani bir sonraki heyete. Bu bize verilecek en iyi haberdi ve ayağa kalkamadığım için ilgiliyi sarılıp öpemedim. Gene heyet sekretaryasının gayreti ve yardımı ile bu olay gerçekleşmişti. Onlara candan teşekkürler.
Perşembe günü tekrar heyete girdik. Bu arada Emniyetten de hastaneye görüş isteyen bir yazı geldiğini öğrendim. Tek tek doktorları dolaştık ve saat iki de heyete girmek üzere oradan ayrıldık. İkide tekrar geldik ve heyete girdik. Saat 16.30 da tekrar geldik ve nihayet raporumuzu aldık. Geç olduğundan Emniyete raporu ulaştıramadık.
Bir gün sonra raporu ulaştırdık. İlgili memur raporu gördü ve beni tebrik etti(!) Uzatmayalım akşamüzeri gidip ruhsatımız aldık. Bitti. Yaklaşık 20 günlük uğraşı sonucunda, sayısını unuttuğum hastane ve emniyet gidiş gelişleri sonrasında bitti. Biten sadece işlemler değildi biten bu mücadeleyi vermek zorunda olan ben ve eşim yani bizlerdik. Bu yaşımda ve yıllardır engelli olarak yaşayan bir insan olarak bu süreçte hiçbir hatam olmamasına karşın, psikolojik çöküntü, depresyon halinde ve ruhsal durumum bozulmuş olarak elimdeki ruhsata bakıyordum.
Sonuç olarak şunları belirtmeyi uygun bulmaktayım. Konunun bu şekilde uzamasının nedeni bilgisizlikti. Bir sebebi de elde yeterli ve açık bir mevzuatın bulunmamasıydı. Kimse konuyu tam olarak bilmiyor, kimse mevzuatı yorumlayamıyordu. Satıcı firma, aparatı takacak firma, muameleci firma, emniyetteki görevli memur hiçbirisi konuyu tam bilmiyorlardı. Şahıs olarak bazı hatalar oldu, bazı şahısların ilgisiz ve olumsuz yaklaşımları oldu ama sorun şahıslardan daha çok çok bu konuda derli toplu bir mevzuatın olmamasından kaynaklanıyordu.
Şimdi ben bu konuda yaşadıklarımın ışığı altında bu konuda girişimlerde bulunmayı ve bir daha hiçbir engellinin benim yaşadıklarımı yaşamaması için derli toplu bir mevzuat için uğraşmayı düşünüyorum. Allah bana kolaylık versin.

Not : Bu uğraşı sırasında olumlu yaklaşımlarını ve yardımlarını gördüğüm Bakırköy Sadi Konuk Hastanesi Engelli Heyet çalışanlarına, Emniyet Müdürlüğündeki Tescil dairesi Komiserine, Emniyet Müdür’ünün özel kalemindeki çalışana, TOFD Başkanı Ramazan Baş’a  ,engellilerin hastane sorunlarında yardımcı olan Aydın  beye teşekkür etmeyi borç bilirim. Olumlu ve Olumsuz davranışlarda bulunan Resmi görevlilerin ismini yazmamayı daha uygun buldum. Olumlu davranışta bulunan kişililere her aşamada yüzlerine karşı teşekkür etmekle birlikte, onlar için ayrıca ilgili kurumları nezdinde teşekkür edeceğim.

1 Ocak 2016 Cuma

ENGELLİLER İÇİN DOLMABAHÇE SARAYI

DOLMABAHÇE SARAYI


İstanbul’un en önemli sarayı olan Dolmabahçe Sarayına gitmeden önce buranın erişilebilirliğini araştırmak için İstanbul Belediyesinin “Erişilebilir Turizm Engelsiz İstanbul” broşürünü inceledim. Milli Saraylar bölümünde Dolmabahçe Sarayının erişilebilir olduğunu öğrenerek gönül rahatlığı ile yola çıktık.


Karaköy yönünden Saraya gelmeden hemen önce sarayın yanında bulunan Otoparka aracımızı park ettik.(Aracımız için otopark ücreti almadılar). Düz bir girişle sorun yaşamadan, sarayın kapısına ulaştık. Girişte benden ve refakatçimden ücret almadılar.





Sarayın kapısına geldik bizi hiçte şaşırtmayan ama bayağı sinirlendiren bir sürprizle karşılaştık. Saraya giriş için yapılan lift asansöre bindik ama çalışmadı. Yukarıdan bir yetkili biz asansör bozuk dedi. O kadar. Biz sinirle asansörden indik. Söylenirken bir başka yetkili bizi gördü ve 4 kişinin ellerinde sarayın merdivenlerini çıktık. Bunu anlatmamın sebebi, gitmeden önce mutlaka telefon açın “asansörler çalışıyor mu?” diye mutlaka sorun.


Saraya insanları gruplar halinde ve bir rehber refakatinde içeri alıyorlar. Bu belli periyotlara oluyor. Yabancılar için İngilizce, bizler için Türkçe rehberlik hizmeti veriliyor. Neyse içeri girdik ve bir iki salonu gezdik ve önümüze muhteşem bir merdiven çıktı. Rehber merdivenleri çıktı. Arkasından “ ben ne olacağım” diye umutsuzca bir soru sordum. Rehber hanım siz bekleyin bir görevli gelecek” dedi. Bende herhalde bu görevli beni asansöre götürecek diyerek huzur içinde beklemeye başladım. Eh nasıl olsa erişilebilir denen bir saray. Ama hayallerim görevlinin gelmesi ile sona erdi. Yukarı çıkmamım mümkün olmadığı gerçeği ile yüzleştim. Beni aldı ve turun bittiği “muayide salonuna götürdü. Burada bekle grup buraya gelecek dedi.
Yaklaşık yarım saat tek başıma bu muhteşem salonda bekledim. Bu salonda yaşanan olayları hayal ettim. Resimler çektim. Bu arada bu salonda Atatürk’ün kalafatının konulduğunu, İstanbulluların ona bu salonda veda ettiğini hatırladım. Sonradan öğrendim ki Atamızın cenaze namazı bu salonda kılınmış.












Yarım saat sonra bizim grup üst kattaki gezintisini bitirip turu son durağı olan bu salona ulaştı. Herkes bu salondan dışarı çıkış yaparken ben gezi rehberimle beraber giriş kapısına yöneldim. Sebebi çıkışta bulunan asansörün de arızalı olmasıydı. Rehber bunu söyleyince bende ona “merak etme öndeki asansörde arızalı” dedim. Hayret etti. Gene 3-4 yetkili eşliğinde merdivenlerden aşağıya indik.
Bundan sora Atatürk’ün vefatının yaşandığı bölüme doğru hareket ettik. Bu bölümün kapısına geldiğimizde, oraya da çıkmamım imkansız olduğunu önümüze çıkan merdiveni görünce anladık. Bu müzenin  görmeyi en çok arzu ettiğim yerine de ulaşılamıyordu. Ben bu üzüntüyü yaşarken elimdeki broşürde bu müze ve saray için engelliye uygun yazısına gözüm takıldı. Bence buraya “kısmen engelliye uygun” ifadesinin konulması daha doğru olurdu. Hiç olmasa bu hayal kırıklıklarını yaşamamış olurduk.



Sarayın etrafını gezerken tanıtıcı levhada engelliye uygun olarak gösterilen kafenin yakınındaki tuvaletlerin engelliye uygun olmadığını gördük. Ama girişteki tuvalet engelliye uygun ve temizdi.  Gene saray etrafındaki turumuzda asansörlerin başında tamirat işlerinin başladığını gördük. 



Söylenmelerimiz sonuç vermiş ve bakım ekipleri çağırılmıştı. Keşke bu bakım arıza olduğu zaman yapılsaydı diye düşünmeden edemedik. Sarayın etrafı düz olduğundan rahatça gezilebilir. Ancak toprak ve çakıllı yüzey tekerlekli sandalyeyi biraz zorlayabiliyor.



4 Aralık 2015 Cuma

ENGELLİLER İÇİN LİZBON


Lizbon şehri tejo nehrinin iki yakası üzerine kurulmuş, inişi çıkışı bol olan bir şehir. Burada tekerlekli sandalye ile gezmek zor. Yokuş aşağı bir güzergah saptamanızda yarar var. Burada da gezimizi tur otobüsleri ile yaptık. Porto gezimizde olduğu gibi gezi tercihimiz bu yönde oldu. Ancak burada da otobüs şoförlerinde pek memnun kalmadım. Hizmet veriyorlar ama suratları verdikleri hizmetten fazla zevk almadıklarını gösteriyordu.


Bu arada hemen yazayım. Bu işi yapan birkaç firma var. Hatta bazılarının renkleri dahi ayni. Siz siz olun kırmızı otobüslerden üzerinde “Gray Line” yazanı kesinlikle tercih etmeyin. Adamlar engelli bölümüne katlanır 4 adet koltuk koymuşlar. Buraya normal yolcular haklı olarak oturduklarından, otobüs şoförü sizi araca almıyor. Söylediğinizde ise “yetkililere şikayet edin” diyorlar. Bizim bilgisizliğimize geldi, sıkıntı yaşadık. Sarı ve mavi renklilerde var ama onları incelemedim. Mutlaka engelli yerlerine bakmadan bilet almayın. Katlanır koltuk varsa o şirketten uzak durun. “engelliyle uygun” denilen ve üzerinde engelli işareti bulunan otobüslerin bu uygulaması yanlış. Engelli insanları resmen kandırıyorlar. Ama gene de gezmek için en iyi alternatif bu otobüsler. Kırmızı ve mavi hat olmak üzere iki ayrı rotayı izliyorlar. İki günlük bilet alıp Lizbon’un  görülmesi gereken yerlerini rahatça gezebilirsiniz.


Bunun dışında taksiyi de kullanabilirsiniz. Taksi ücretleri makul. Şoförleri de anlayışlı. Sorun yaratmıyorlar. 

Bunun yanında burada gördüğüm bir uygulamadan bahsetmek istiyorum. Evlerin yoğun olduğu bölgelerde yol kenarlarında engelli park işaretinin altında araç plakası da yazıyor. Böylece başka araçların park etmesi daha zor hale geliyor. Bence güzel bir uygulama. Bilhassa araç parkının yoğun olduğu ara sokaklarda oturan engelliler için iyi bir çözüm olabilir.
Şimdi Lizbon şehrinin önemli yerlerini tekerlekli sandalyemiz ile gezmeye başlayalım.

BELEM BÖLGESİ

Tur otobüslerinin (hop on hop off) kırmızı turuyla gidebilirsiniz.Giderken ve gelirken ünlü 25 Nisan köprüsünün altından geçiyorsunuz. Böylece köprüyü de yakından görebiliyorsunuz. İsterseniz yakın bir durakta inip köprüyü daha detaylı izleyebilirsiniz. Ayrıca buradan uzaktan da olsa İsa heykelini görebiliyorsunuz. Yakından göreyim derseniz Belem'den bir taksi tutup gidebilirsiniz. Şehrin güzel bir bölgesi Burada yer alan önemli mekanları aşağıda tek tek gezeceğiz. Otobüsün indirdiği yerde yer alan büyük bir meydanda gezinerek başlayalım gezimize. Meydanda sandalye ile rahatça gezebilirsiniz. Parke taşları ile, fıskiyeli havuzu ile ilgi çeken bir alan. Burada bulunan limandan demir alan Portekizli denizciler. Atlas Okyanusu'na açılan ilk Avrupalılar. Ekvatoru geçen, Ümit Burnunu dolanan, Hindistan'a deniz yoluyla Batı'dan ilk ulaşanlar da onlar. Çin'le ticaret yapan ilk Batılılar ve Kaptan Cook'tan iki yüzyıl önce Avustralya'yı ilk görenler yine Portekizli denizciler. Yine Güney Amerika kıt'asına ilk ayak basan Batılılar Portekizliler. Brezilyayı da onlar keşfetmiş.





BELEM KULESİ

Şansımıza Belem’de geçirdiğimiz gün bol yağmurlu rüzgarlı bir güne denk geldi. Bu nedenle bayağı sıkıntı çektik. Tekerlekli sandalyede yağmur yemek ayrıca bir sıkıntı. Her ne kadar yağmurlukları mızı üzerimize geçirdikse de dizlerimiz ve ayakkabılarımız sırılsıklam oldu. Kral I. Manuel tarafından ünlü kaşif Vasco da Gama anısına yaptırılan Belem Kulesi Tajo Nehri'ni Atlas Okyanusa döküldüğü noktada yer almaktadır.


Belem kulesi denizin içinde yer almakta, tahta bir köprü ile kuleye ulaşılmaktadır. Rüzgarın şiddeti ile azgınlaşan dalgalar bu köprünün üzerinden geçiyor. Buraya kadar geldik, buraya görmeden dönmek olmaz dedik ve dua ederek köprünün üzerine çıktık. Yağmurdan ıslandığımız yetmemiş gibi birde bu dalgaların sayesinde ekstra ıslandık. Kulenin iç kısmı her ne kadar düz olsa da yerdeki taş döşemelerde sandalye zorlanıyor.










Ama mekan küçük olduğundan fazla zorlanmadım. Üst kattaki terasa merdivenle çıkıldığından o seyir zevkinden faydalanamadım. Çıkışta gene dalgaların içinden geçerek karaya ulaştım. Girişte sıra olduğundan direk çıkış yolundan giriş yaptık. Bizden bilet istemediler. Sanırım engellilerden ücret almıyorlar. İçeride tuvalet yok. Bir sorunda meydandan sahil tarafında bulunan kuleye ulaşım. Yolun yanında tren yolu bulunuyor.Bunun altından geçen ve yayalar için yapılan alt geçitte bizleri düşünmemişler. Bu bana çok garip geldi. Bu nedenle tekrar otobüse binip bir durak sonra inmeniz gerekiyor. Bu da otobüs şoförünün pek hoşuna gitmedi.

KEŞİFLER ANITI

Aynı bölgede bulunan yelkenli bir gemi şeklindeki bu anıtta elinde küçük bir yelkenliyi tutan gemici Henrique teknenin en ucunda yerini almış. Gözlerini okyanusun uzaklarına dikmiş. Padrao dos Descobrimentos (keşifler anıtı), 15 ve 16 yüzyıllarda dünyayı keşfetmek amacıyla bilinmezlere yelken açan cesur denizciler ve bu denizcilerin arasında bulunan Prens Henry'in anısına, ölümünün 500. yılında yapılmış.Bu devasa Anıtında heybetini yakından izlemek uğruna gene yağmur altında devam ettik. Bunun terasına ulaşmamız mümkün olamadı, zira sanırım engelliye uygun değildi. Önünde bayağı merdiven vardı. Bu konuda kesin bir şey söyleyemeyeceğim, zira anıtın her tarafını dolaşamadık. Malum yağmur ve sert rüzgar buna engel oldu. Terasa çıkabilseydik bu terastan üzerinde minicik meraklı insanlar ve mozaikle bir tablo gibi süslenmiş geniş zemin haritayı görebilecektik. Anıtın yerden yüksekliği yaklaşık 60 metre. Terasından iç açıcı Lizbon manzarasını, okyanusu, onlarca yelkenlinin nehirde süzülüşünü, uzaktan görünen Brezilya'daki koruyucu İsa heykelinin bir benzeri, biraz küçüğü olan heykeli, 25 Nisan Köprüsünü, Avrupa'nın en uzun köprüsü Vasco da Gama'nın enfes görüntülerini görebilecektik.. Kısmet değilmiş. Anıtın etrafı düz ve sandalyeye çok uygun.






JERONİMOS MANASTIRI

1983 de UNESCO Dünya Miras Listesine alınan, görülmesi gereken bir mekan. Giriş ücretli ama tekerlekli sandalyeli den ve refakatçisinden ücret alınmıyor. Lizbon’da görebileceğiniz en etkileyici yapılardan olan manastırın içinde ve salonlarında rahatça gezebilirsiniz. Üst kata çıkmak mümkün değil. Geme ortada bulunan avluya da inmek için birkaç basamağı göze almak gerekiyor.Dışı da içi de övgüye değer. Manastırın içinde engelli tuvaleti var. Kapısı kilitli olduğundan görevlilerden yardım almanız gerekiyor. Tarihi mekanda yer bulunup engelli tuvaleti yapılması taktire şayan bir düşünce. 












Hemen yanında yer alan Santa Maria kilisesine de  girmek için gene basamakları göze almanız lazım. Biz sadece dışarıdan baktık. Gene burada bulunan Coleçao Berardo müzesi bulunmakta. Yağmurun verdiği moralsizlikle orayı gezemedik.  Modern sanata meraklıysanız mutlaka gezin. Giriş ücretsiz. Pazartesi günü kapalıymış.






PASTEİS DE BELEM (BELEM PASTAHANESİ)

Manastırın yakınında yer alan bu pastahaneyi  önündeki kalabalıktan hemen bulabilirsiniz. Zaten neresi meşhur olmuşsa önünde mutlaka kalabalık ve sıra oluşuyor.  Burayı meşhur eden Nata adı verilen tatlısı. . Bir rivayete göre Jeronimos Manastırının rahipleri tarafından bu tatlının yapımına başlanmış ve bu ünlü tartın tarifini sadece 3 kişi biliyormuş. Bu 3 kişi aynı anda başlarına bir şey gelebilir diye birlikte seyahate bile çıkmazlarmış. Tatlı oldukça lezizdi. Altı milföy hamuru, üstü fırından yeni çıkmış muhallebi gibiydi. Tatlıyla birlikte tarçın ve pudra şekeri de getiriyorlar. Üstüne serpip afiyetle yiyin. Ama mutlaka yiyin. Sayısını kendinize göre ayarlayın. Bu tatlı Lisbon’da da satılıyor ama bunun tadı çok farklı. Biz sıra beklemeden içeri girdik. Şansımıza bir masa boşaldı hemen oturduk ve hemen birer kahve ve nefis tatlıyı ısmarladık. Pastahanenin içi oldukça geniş ama bölüm bölüm. Engelli tuvaleti kadınlara ait tuvalette bulunuyor. Bu durumu Avrupa’da başka yerlerde de yaşadım. Tuvalette  sıra olduğundan bir erkek olarak kadınlarla birlikte sıraya girmeyi  göze alamadım.






GÜLBEKYAN MÜZESİ




 Eski yıllarda belleğimde yer eden bu ismin Üsküdar doğumlu bir ermeni olduğunu  öğrendim. Petrol Mühendisliği eğitimi alıyor ve Osmanlının belli bölgelerinde petrol yataklarını bulan kişi. Aynı zamanda BP’nin kurucusu. Kendisi doğduğu yerleri çok özlüyor ve malum o zaman Ermenilere yapılanlardan dolayı, Lizbon’a yerleşiyor ve kendisinin adını taşıyan Gulbenkian Vakfını kuruyor. Gulbenkian’ın koleksiyonunu sergilediği müzesinin de burada oluşturuyor.. Bir başka ilginç detay ise Gulbenkian’ın Lizbon’a yerleşmesinin bir başka nedeni, buranın İstanbul’a çok benzeyen bir şehir olması. Gulbenkian burada yaşıyor ve ölüyor. Mezarı da Lizbon’da bulunuyor Gulbenkian, kazandığı servetini koleksiyonlar için harcıyor. Özellikle İznik Çinilerini topluyor. Türkiye’den sonra dünyadaki en büyük Osmanlı Dönemine ait İznik Çini koleksiyonu Lizbon’daki Gulbenkian Vakfında bulunuyor.








Gulbenkian, önemli bir koleksiyoner. Müzeyi gezdiğinizde bunu görebiliyorsunuz. Müzede Rönesans dönemine ait tablolardan tutun da İran halılarına, mobilyalara, Uzak doğu eserlerine kadar pek çok obje sergileniyor. Gulbenkian Müzesi, Lizbon’a gelindiğinde mutlaka gezilmesi gereken yerlerden. Müzeye giriş ücretli ama bizden ücret almadılar. Müzeyi rahatça gezebilirsiniz. Gezilmesi gerekli bir müze. İçindeki eserlerin birçoğunun bizden olması burayı daha da ilginç kılıyor. Müzede engelli tuvaleti var. Ulaşmak için size bir görevli yardım ediyor. Zira tuvalet alt katta ama asansör bayağı uzakta. Bine belikli bayağı büyük. Sadece müze ile sınırlı değil.



LİZBON KALESİ - ALFAMA
Lisbon’un her yerinden görülen kaleye  daha önceki tecrübelerimiz doğrultusunda bir engelli olarak gitmeyi göze alamadık. Sadece uzaktan seyretmekle yetindik. Geçe ışıklandırılması da çok güzel.  İsterseniz bir taksi tutup gidebilir kaleyi daha yakından seyredebilirsiniz. Kaleye gitme imkanımız olmadığından kalenin etrafındaki tarihi Alfama mahallesinde görme şansımız olmadı. Tabi bir şanssızlığımız da burada da bulunan ve kaleye ulaşan sarı tramvayında tekerlekli sandalyeye uygun olmamasıydı. Binme imkanımız olsaydı Alfama’yı yakından görebilecektik.


CAFE  BRASİLEİRA
Lizbonda ulaşmak için en çok zorlandığımız mekan burası oldu. Bayağı iddialı birbirini kesen iki caddeden çıkılarak bu kafeye ulaşılıyor. Rua Garrett Lizbon un önemli caddelerinden birisi . Önemli bir alışveriş merkezi de burada yer alıyor. Çıkarken bir Amerikalı halimize acıdı da yardım etti. Bu Amerikan yardımı doğrusu çok makbule geçti. Onun yardımı ile Cafe Brasileria ya ulaştık. Burası Lizbon’un en eski cafelerinden biriymiş. Burayı bu denli ünlü yapanda Ünlü Portekizli yazar Fernande Pessoa’nın buraya sık sık gelip burada kahve içmesiymiş. Onun anısına masalardan birinde ünlü yazarın kahve içerken ki heykelini yapmışlar. Bizde her gelenin yaptığı gibi onun heykeli ile bir hatıra fotoğrafı çektirmeyi ihmal etmedik.Burdada onu iki satırı ile bizde analım.”sevmek bu ezeli masumiyettir/ve tek masumiyet düşünmemek”Buraya gelmeyi düşünürseniz mutlaka bir taksi ile gelin. Zira zor bir yokuş ve her zaman yardımsever bir Amerikalı bulamasınız. Dönüşü yayan yapabilirsiniz. Nede olsa yokuş aşağıya inmek daha kolay.





POMPAİ MEYDANI – EDUARDO PARKI – LİBARDADE CADDESİ
Pompai meydanı şehrin önemli meydanlarından biri. Ortasında meydana adını veren Pompal’ın heykeli bulunmakta. Şehrin kalbi gibi olan olan bu meydanın tüm yolların kavuşma noktası. Otel seçerken bu bölgeyi tercih etmenizi öneririm. Zaten bölgede bir çok otel bulunmakta. Bizde otelimizi bu bölgeden seçtik. Otelin önündeki Lift biz tekerlekli sandalyeliler için yapılmış. Burayı sizlerede tavsiye ederim. Fiyatları da oldukça makul.



 "Hop on hop off " Otobüslerinin kalkış durakları da burada yer alıyor. Gezinize başlamak için iyi bir nokta. Buraya bir şekilde ulaşın ve burada tatlı bir meyille inerek Tejo nehrine kadar rahatça ulaşabilirsiniz.



Meydanın hemen üst tarafında Eduarda parkı bulunmaktadır. Meydandan yola çıkarak ünlü Libardade (Özgürlük)caddesini boydan boya gezebilirsiniz. Lizbon'u en güzel bulvarı olan Avenida da Liberdade, bu meydandan başlayarak Restauradores Square kadar uzanıyor. 1764 yılında yapılan, 1830' lu yıllarda yenilenen bulvar, 1100 metre uzunluğunda, 90 metre eninde; yan yolları ile birlikte 10 şeritli... Bulvarın her iki yanı ulu ağaçlarla bezenmiş. Bir hayli geniş tutulmuş olan yaya kaldırımları, her bir kenarı 5-6 cm olan beyazımsı kare mozaik taşlarla kaplanmış. Mozaiklerin arasına serpiştirilen siyah mozaikler ile yapılmış desenler ise kaldırma ayrı bir güzellik katmış



Sol taraftan inerseniz ünlü markaların mağazalarını görebilirsiniz. Kaldırımlar parke olmasına karşın sandalyeyi  fazla zorlamıyor.Kaldırımlar kesinlikle yüksek değil.Tola iniş çıkışlarda meyiller bulunmaktadır. Caddenin sonlarına doğru kafe ve lokantalar bulunmakta.



RESTAURADORES MEYDANI
Libardate caddesi Restauradores meydanına kadar uzamaktadır. Lizbon'da meydanlarda, şehrin ruhuna ve tarihine uygun çok güzel özgün heykeller var. Sokakları, meydanları, kaldırımları, desenlerle bezenmiş. Siyah bazalt ve sarı traverten taşları ile döşenmiş zeminin her biri, adeta bir sanat eseri. Mozaik tablo gibi olan bu düzenleme Lizbon'a ayrı bir kimlik katmış.  Bu meydanda bu taşların döşenme desenlerine hayran olacaksınız. Düz bir zemini engebeli olarak yansıtan desenler hayli ilginç. . Meydanın ortasında  Portekizlilerin İspanya'dan özgürlüklerini kazanması anısına dikilmiş bir sütun var. Meydanın etrafında kafe ve lokantalar bulunmaktadır. Meydan az bir meyle sahip olsa da tekerlekli sandalye ile gezmek için uygun. Tek başına rahatça gezebilirsiniz.




ROSSİ MEYDANI – ROSSİ TREN GARI
Restauradores meydanındanında birkaç dakika ileride Rossi meydanı yer almaktadır. Meydanın etrafı tarihi binalarla çevrelenmiş. Bunların en ünlüsü ise Teatro Nacional de Maria II ( ulusal tiyatro-1846  Meydanın ortasında Kral IV. Pedro'nun bir sütun üzerine konmuş bir heykeli ve heykelin her iki yanın da da 2 süs havuzu var. Bu meydan orta çağdan beri  bir çok gösterilere, infazlara tanıklık etmiş. Şimdi ise gözde bir turistik mekan. Burada özellikle hafta sonları geleneksel yiyecek ve içeceklerin sergilendiği, hediyelik eşyaların satıldığı küçük bir pazar kuruluyor. Burada da lokanta ve kafeler bulunmaktadır. Ayrıca Seaside mağazası burada. Her zaman dolu olan ve fiyatlarının uygun olduğu söylenen bu mağazadan alış veriş yapabilirsiniz.









Rossi meydanında yer alan Rossi tren garı binası da çok güzel bir bina. Bilhassa geçe ışıklandırması harika. Binanın girişinde bulunan Starbucks ta mola verip kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Bu gardan Sintra trenleri kalkmaktadır. (Bakınız: egeliler için Sintra)







BAXİA
Kentin kalbi olarak nitelenen Baxia .Gerçekten de burası Lizbon'un özeti gibi. Anıtlar, tarihsel yapılar, ülkemizde pek rastlayamayacağınız güzellikte heykellerle süslü meydanlar, alış veriş yapabileceğiniz dükkanlar, restoranlar ve kafelerle dolu bir bölge
Liberdade'nin bitiminde başlayan ve sizi Praça do Comercio'ya ulaştıran, bir birine koşut 8 cadde bulunmaktadır. Bu bölgeyide rahatça gezebilirsiniz.


SANTA JUSTA ASANSÖRÜ
Baixa'da dolaşırken, Liberdade'nin hemen bitiminde başlayan Rua do Ouro'nun kaldırımına taşmış, uzunluğu zaman zaman 15-20 metreye ulaşan insan kuyruğu göreceksiniz. Kuyruğun başlangıcına doğru ilerlediğinizde, yapımına 1900 yılında başlamış ve 1902 yılında tamamlanmış, Lizbon'a gelen her turistin mutlaka bindiği Elevador de Santa Justa (asansör) karşınıza çıkar. Asansörün yapılış nedeni Baixa ile Barrio Alto arasındaki ulaşımı kolaylaştırmakmış. Asansör şimdilerde sadece 5 euro ödeyen turistler tarafından kullanılıyor. Kuyruğun uzunluğuna bakmadan inenlere ayrılan yerden devam edin.Tekerlekli sandalyelilere her yerde olduğu gibi burada da öncelik tanınıyor.Zaten bu avantajı her zaman kullanmanızı öneririm.Bu kadar ayrıcalığımız da olsun zaten. Asansörle yukarı çıkınca bir seyir terasına ulaşıyorsunuz. Biz gece çıkmayı tercih ettik . Buradan başta kale olmak üzere Lizbon'dan güzel görüntüler alabilirsiniz. Asansörü Barrio Alto'ya bağlayan geçit  küçük bir meydana çıkarıyor. Ama bizler için uygun değil. O nedenle gene asansörle aşağıya inmemiz gerekiyor.







COMERCİO MEYDANI
Praça do Comercio, Portekiz dilinde ticaret meydanı demekmiş. Yaklaşık 38 dönümlük bir alana kurulmuş olan ve ucu denize dönük ''U'' şeklindeki meydan, adından anlaşılacağı gibi eskiden limanın, gümrüklerin, tersanelerin ve bazı kamu binalarının yer aldığı, Portekiz'in sömürgelerine ve dünyaya açılan bir kapısıymış.




Meydan, Augusto Caddesine çok güzel bir kemerle (Arço de Rua Augusto)  bağlanıyor. Başlangıçta çan kulesi olarak tasarlanmış bu kemer, yapılan değişiklerle zamanla zafer takına dönüşmüş .Meydan, Augusto Caddesine çok güzel  kemerle bağlanıyor.  Burada en çok yenen balık olan morina balığından yapılan bacalhau da denemeye değer. En güzel Bacalhau’ burada adıla ünlenen yerde yemenizi öneririm.




Praça do Comercio'nun tam ortasında ise; Kral l. Jose'nin,, yılanları(kötülüğü) ezen bir atın üstündeki muhteşem bir heykeli var. Meydan tekerlekli sandalye ile gezmek içinuygun. Düz bir alanda bulunmaktadır. Hem gündüz hemde geçe mutlaka buraya gidin. Tejo nehrinini kıyısındabulunan meydandan tejo nehrini ve uzaktan 25 nisan köprüsünü ve İsa heykelinide görebilirsinizçBurayı mutlaka ziyaret edin; çünkü burayı görmeden Lizbon'u görmüş sayılmazsınız.






RAMİRO LOKANTASI
Eşimin Türkiyede not aldığı ve mutlaka gitmemizi istediği , deniz ürünleri ile ünlü olan bir lokanta.  Bu nedenle geldiğimiz ilk akşam buraya gitmemiz farz oldu. Rossi meydanına yakın bir cadde üzerinde bulunan lokantaya yaya olarak gitmeyi planladık. (Siz bize uymayın bir taksi ile gitmeyi tercih edin) Cadde biraz meyilli ve ilerledikçe sakinleşen ve birazda ıssızlaşan bir bölge. Etraftaki levhalardan Çin mahallesi olduğu anlaşılıyor. İnatla ilerlemeye devam ettik. Vedat Milör’ün tavsiye etiği ve belirttiğim gibi eşimin tercih listesinin başında bulunan bu mekana giderken bayağı zorlandık. Vedat Milör’ün kulağını epey çınlattığım kesin. Neyse sora sora mekana yaklaştık ve o sırada kalabalık şekilde uzanan bir kuyruğu görünce mekana geldiğimizi anladık. O kuyruğu görünce ben hemen geri dönmeyi önerdim. Zira bu bir yemek kuyruğu idi ve çok zor ilerliyordu.Ama bu teklifim hemen reddedildi. Burada tekerlekli sandalyeye öncelik tanınmayacağı kesindi. Mecburen bekledik. Bir saat sonra kapıya yaklaştık. Ben bu arada vitrindeki akvaryumda  bulunan ve sayıları devamlı azalan ve muhtemelen sabahı göremeyecek olan  ıstakozları hüzünlü gözlerle seyrettim. 






Sıradaki yerimiz kapıya yaklaştığı zaman kapıdaki görevli beni fark etti ve önümüzde birkaç grup olduğu halde bir şekilde bizi içeri aldı. Bizdeki bir esnaf lokantası sadeliğindeki mekanda, çok iştahlı şekilde yemek yiyen insanlarla doluydu. Garson Türk olduğumuzu anlayınca elindeki tabletten Türkçe menüyü bularak bize uzattı. Eşim,Türkçe menüyü Vedat Milör’e borçlu olduğumuzu  belirtti. Zaten lezzetli yemekler nedeniyle Milör hakkındaki görüşlerim değişmişti. Buda ekstra oldu. Esas yemeğimiz jumbo  karides oldu. Gerçekten çok lezzetli bir yemeği çokta pahalı olmayan bir fiyatla yedik. Kesinlikle tavsiye ederim ama mutlaka taksi ile gidin ve kuyruğa aldırış etmeden kapıdaki görevliye şöyle bir görünün derim

LİZBON PORTO TRENİ
Lizbon un önemli alışveriş merkezi olan Vasco da Gama alış veriş merkezinin hemen karşısında bulunan Porto’ya giden Hızlı trenlerin hareket noktası olan Oriente İstasyonundan bilet alıp Porto’ya yaklaşık 2,5 saatte ulaşılabiliyor. Tren her yönü ile engelliye uygun. Hemen engelli tuvaletinin bulunduğu yere yakın koltuktan bilet veriyorlar. (tabi bilet kalmışsa).





Yolculuk esnasında ilginç manzaralar bulunmakta. Portekiz’e gelmişken mutlaka bu iki şehide ziyaret edin. (Bakınız:”Engelliler içim Porto”) Bu istasyona gelmişken yakın cevrede bulunan Vasco da Gama Kulesi'ni görün. Bir kaç 100 metre sonra kuleyi görebilirsiniz. Bu arada istasyonun hemen karşısında ise adı gene Vasco da Gama olan büyük bir alış veriş merkezi var.

TRAMVAY
Lizbon’da da nostaljik tramvay gezisi önemli bir unsur. Ama maalesef tekerli sandalyeye uygun değil. Benim gibi sadece resimlerini çekmekle yetinebilirsiniz. Refakatçileriniz tramvaya binerken sizde Portekiz’in ünlü tuzlu kestanesini yiyerek, etrafı ve insanları izleyebilirsiniz.








LX FACTORY
Gezi öncesi notlarımızda bulunduğundan gittiğimiz bu bölgeye tur otobüsünden ulaşmak bizler için zor olduğundan taksi tutarak gittik. Ama bu masrafa değmez. Sokakta gezmek zor, alış veriş yerlerine girmekte zor. Zaten önemli bir yer de değil.(eski eşyalara meraklıysanız belki)  Buradan dönüşte normal otobüse bindik. Engelliye uygun ve şoför  içtenlikle yardımcı oldu.Ama dediğim gibi 3-4 kişi iseniz taksiyi tercih edin. Ücret fark etmiyor




FADO
Biz fado gösterisini Porto’da planladığımızdan burada bir kere daha gitmek istemedik. Zaten bir kere izlemek yetiyor. (Bakınız “Engelliler için Porto”) Ama gezi planınızda Porto yoksa burada mutlaka gidin derim
YEME İÇME
Lizbon, yeme ve içme kültürleri bize pek yabancı değil, özellikle Ege ve Akdeniz kıyılarında yaşayanlar için...
Sofralarının baş yemeği balık ve öteki deniz ürünleri. Balık olarak en fazla bulunan sardalye ve morina(codfish). Deniz ürünlerinden tatmak istiyorsanız, kesenize uygun bir çok restoran bulabilirsiniz. Baixa'da bu restoranlardaan bolca var. Kişi başı, bira ya da bir bardak şarap dahil 15 euroya çıkarsınız. Barrio Alto'daki restoranlarda ise bu rakam 12 euro civarında. Ancak ben daha lüks restoran, daha kaliteli şarap arıyorum derseniz, Rossio Meydanında ve Augusto Caddesinde aradıklarınızı bulursunuz.Deniz ürünlerinden, ahtapot, karides ve ıstakozu denemenizi öneririm. Özellikle ahtapot güvecini... Burada en çok yenen balık olan morina balığından yapılan bacalhau da denemeye değer.

SONUÇ

Son olarak tekrar belirtmem gerekirse Lizbon konum itibariyle tepeler üzerine kurulduğundan burada tekerlekli sandalye ile gezmek için güzergahları iniş yönüne göre ayarlamanızı öneririm.Yukarıda da belirttiğim gibi Pompal meydanındangez.ye başlamanız en makul olanıdır. Bu güzergahta yorulmadan Eduardo parkını, Pompal meydanını, Libardade caddesini, Santa Justa asansörünü, Restauradores meydanını, Rossi meydanını, Rossi tren garını, ünlü tranvayı, Baxia’yı  gezerek  Comercio meydanından Tejo nehrine ulaşabilirsiniz. Böylece önemli gezme yerlerini ayni güzergahta görmüş  olursunuz.

Bunun dışında Tur otobusleri ile Belem’e gidebilir. Düz bir alanda yer alan bu bölge de  yaya olarak Belem kulesini, keşifler anıtını, belem pastanesini, Jeronimas manasırı ve kilisesini ve yanında bulunan müzeleri rahatça  gezebilirsiniz.

Bunların dışında yer alan Gülbekyan Müzesine Tur otobüsü ile gidebilirsiniz.
Ama Brazileria Cafe ye gidecekseniz gidişi mutlaka taksi ile yapın. (Dikkat ettiyseniz ulaşım konusunda hep taksiyi önerdim). Zira 2-3 kişi için taksi fiyatları çok uygun. Dönüşü yayan yapabilirsiniz.