28 Mart 2018 Çarşamba

ENGELLİLER İÇİN MERYEN ANA EVİ



Efes gezimizden sonra yakınlarda yer alan Meryem Ana kilisesine gidiyoruz. Girişte araçların park ettiği yerden kiliseye oldukça dik bir yokuşla iniliyor. Ancak aracımız engelli plakalı olduğundan bizim araç ile aşağıya inmemize izin verildi. Aksi halde bilhassa dönüş çok zor olacaktı.




İzmir’in Selçuk ilçesine 9 kilometre mesafede olan Meryem Ana Kilisesi, Bülbül Dağı üzerinde yer alıyor. Efes Antik Kenti‘nin üst kapısından çıktığınızda, virajlı bir yoldan ulaşabileceğiniz bir noktada. Yol üzerinde, kiliseye 6 kilometre kaldığını belirten bir tabelanın yanında, gayet etkileyici olan Meryem Ana’nın bir heykelini görmeniz mümkün. Kuşadası’na mesafesi 25km’dir Giriş ücretli ancak engelli ve refakatçisi için ücret alınmıyor.
Meryem Ana Evi giriş ücreti ve ziyaret saatleri nelerdir?
Giriş ücreti olarak ödenen bedelin, Selçuk Belediyesi’ne gittiği, Meryem Ana Kilisesi’nin yapılan bağışlar ve girişte alınan hediyelik eşyalar ile ayakta kaldığı, girdikten sonra karşınıza çıkan bir tabelada özellikle belirtiliyor. Diğer ziyaretçiler için Meryem Ana Evi’ne giriş ücreti 10TL’dir. Meryem Ana Evi, Kasım – Şubat ayları arasında 08:00 – 17:00, diğer aylar 08:00 – 18:00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor.

Meryem Ana Evi, turistlerin özellikle hacı olmak için uğradıkları, dünyadaki birkaç önemli noktadan biri. Maneviyatı yüksek olan bir yerdir burası.
Giriş Kiliseye doğru yol alırken, hediyelik eşya satan dükkanları geçtikten sonra, geniş bir bahçenin ortasında, anahtar şeklinde bir vaftiz havuzu bulunur. Dünyaya günahkâr olarak gelen Hristiyanlar, bebek yaşlarında anahtar şeklindeki havuzda vaftiz edilirler ve cennetin kapılarını aralarlar.


Vaftiz havuzunun hemen yanında ise bir heykel bulunuyor. Lazarist rahipler tarafından dikilen zeytin ağaçları eşliğinde görebileceğiniz bronzdan yapma küçük Meryem heykelini, 1867 yılında İzmirli dini bir cemaat hediye etmiş.

Kilise ve çevresi tekerlekli sandalye için uygun. Gereken yerlere rampalar yapılmış. Yani sorunsuz olarak gezebilirsiniz. Kiliseye de girmek için iki basamak bulunuyor.



Birazda tarihi konusunda bilgiler verelim. Gittiğinizde aklınızda bulunsun.
Meryem Ana Efes’e nasıl gelmiş?
İsa, 33 yaşında çarmıha gerilmeden önce, annesini, arkadaşı ve aynı zamanda havarisi olan St. Jean‘a (Yuhanna) emanet etmiştir. St. Jean, Hz. Meryem’in Roma zulmü sebebiyle Kudüs’te kalmasını sakıncalı bulmuş, Meryem ile birlikte çağın en büyük ve barışçıl kenti Efes’e gelmiştir. Hıristiyanlık dinini yaymak gibi kutsal bir görevi olan St. jean, Meryem’i halktan saklayarak Bülbül Dağı’nda sık ağaçlarla kaplı gizli bir kulübeye gizlemiştir. Hz. Meryem’in son günlerini, Hıristiyanlık dininin yönetim merkezi olan Vatikan tarafından kutsal ilân edilen Meryem Ana Evi‘nde geçirdiği düşünülür. Hıristiyan tarihçiler, Meryem’in 101 yaşına kadar Bülbül Dağı’ndaki yerde yaşadığını ve mezarının yine Bülbül Dağı’nda kimsenin bilmediği bir yerde olduğunu belirtirler.




7 Mart 2018 Çarşamba

ENGELLİLER İÇİN EFES ANTİK KENTİ 


Dünyanın 7 harikasından birisi olan Artemis Tapınağı‘nın da ev sahibi olan Efes Antik Kenti ülkemizin dünyadaki en meşhur, en çok ziyaretçi alan tarihi yerlerinden birisi. Kuruluşu M.Ö. 6000 yıllarına dayanan ve Helenistik dönemden tutunda Roma, Bizans (Doğu Roma), Beylikler ve Osmanlı dönemlerine kadar aktif yerleşim yeri olarak kullanılan o soylu şehir; Efes.
Asırlar boyu üstün şehir planlama örneği oluşuyla, büyük öneme sahip bir liman kenti olmanın getirdiği ticaret merkezi özelliğiyle, binlerce yıl çok zengin kültüre sahip uygarlıklara ev sahipliği yapmasının kaçınılmaz sonucu olarak bir kültürler beşiği oluşuyla, Hıristiyanlığın Hac merkezi olarak kabul görülmesi ve asırlardır bir dini merkez olma özelliğiyle; Efes tarihin bir parçası değil tarihin ta kendisi.
Ben bu yazımda ulaşabildiğim yerler hakkında notlar yazdım. Zira tekerlekli sandalye ile her yere ulaşmak mümkün olmadığı gibi ulaşılabilen yerlerde de tekerlekli sandalye ile zorlandığımı söylemeliyim. Girişte yardımcı olmak isteyen (sanırım belli bir ücret karşılığı) insanlar vardı. Ben yardım almadım ama almakta fayda var derim. Hem zor yollarda yardımcı olurlar hem de rehberlik hizmeti verirler.Bilet alırken gişeye rehberle gezmek istediğini söylerseniz, bu konuda yönlendirme yapıyorlarmış.
Girişte hediyelik eşya alabileceğiniz bir çok dükkan ve karnınızı doyurabileceğiniz alternatif yerler bulunmakta.



Efes antik kendi nerede ?

Efes Antik Kenti, İzmir’in güneyinde Selçuk ilçesi sınırlarında yer alıyor. Antik şehir, İzmir’den 83, Selçuk’tan 3,5, Kuşadası’ndan 19, İstanbul’dan 552, Ankara’dan ise 628 km uzaklıkta. Efes’e en yakın havalimanı İzmir Adnan Menderes Havalimanı.

Efes Antik Kenti Giriş Ücreti Ne Kadar ?

Giriş engelliler ve refakatçisi için ücretsiz. Normalde Kentin giriş ücreti 2017 Ocak ayı itibariyle 40TL. Biraz pahalı gibi ama neyse ki burada da Müzekart geçerli.Buraya kendi aracıyla gelecekler ücretli için park yeri de var. Araç başı ücret 10 TL


Efes ziyaret saatleri

Yılın 365 günü açık olan Efes Antik Kenti ziyaret saatleri, Nisan-Ekim döneminde 08.00-19.00, Kasım-Mart döneminde ise 08.00-17.00 olarak düzenlenmiş.

Efes Antik Tiyatrosu


Antik dönemin en büyük açık hava tiyatrosu özelliğini taşıyan bu tiyatro tam 24.000 kişi kapasiteli. Tiyatronun sahnesi maalesef yıkılmış durumda ancak oturma alanları gayet iyi durumda. Bu tiyatro en büyük tiyatro olma özelliği dışında St.Paul’ün vaazlarının da gerçekleştiği yer olduğundan Hristiyanlık adına da çok önemli eser konumundadır. Ancak resimde de görüldüğü gibi tekerlekli sandalye için girme şansı yok.Uzaktan seyretmekle yetindik. Epey merdiven var. Roma’da kollezyum’a ulaşmak için yapılan asansör benzeri bir çözümün burada da mutlaka bulunması gerekiyor. Zira burası dünya çapında bir mekan.




Celsus Kütüphanesi



Efesin tanıtım resmi olan bu yapıya mermerli yoldan ulaşılıyor. Biraz eziyet çekiliyor ama mutlaka bu eziyet çekilmeli. Yol seviyesinden aşağıda olan mekana iniş için rampa bulunmakta. Efes’te bulunan belki de en güzel yapı. Celsus Kütüphanesi M.S. 106 yılında ölen Efes valisi Celsius adına oğlu tarafından yaptırılmıştır. Kütüphane dışarıdan iki katlı bir görünümde olsa da içeriden tek katlı ve yüksek tavanlı bir yapıdır.


Burayla ilgili çok şaşırtıcı ve bir o kadar da komik bir iddia bulunuyor. Kütüphanenin hemen karşısında bir genel ev bulunuyor. Diğer antik kentlere bakıldığında bu durumun ilk olduğu söylenemez. Ancak iddia şöyle ki kütüphanenin içinden bu geneleve çıkan gizli bir geçit olduğu söyleniyor. O dönem insanların toplumda dikkat çekmeden veya karısına yakalanmadan bu yoldan geneleve gittikleri rivayet ediliyor.
Efes’in en çok bilinen yapısı olan Celsus Kütüphanesi, milattan sonra 100-110 yılları arasında, Senatör Tiberius İulius Celsus‘un oğlu Gaius İulius Aquila tarafından babasını onurlandırmak için yaptırılmıştır. Ancak yapılış amacı her ne kadar Celsus adına bir anıt mezar (heroon) olsa da, kent yönetiminden bu yapıyı inşaa etmek için izni çıkmayınca hem kütüphane, hem de Celsus’un anıt mezarı şeklinde yapılmak zorunda kalındığı söyleniyor.
Liman Caddesi



Antik dönemde Asya’nın en önemli limanlarından birisi olan Efes Limanı ile şehir merkezini birbirine bağlayan Liman Caddesi,antik tiyatronun karşısında, 11 metre genişliğinde, 530 metre uzunluğundadır. Tamamen mermer kaplı zemini ve sağlı sollu galerileri bulunan cadde, ilk olarak Bergama Kralı II. Attalos (MÖ 159 – 138) tarafından yaptırılmış, son şeklini ise Roma İmparatoru Arkadianus döneminde almış. . Yol olabildiğince tekerlekli sandalyeye uygun. Ama sonu göründüğünden sonuna kadar gitmeyi gerekli görmedik.




Helenistik Çeşme




Büyük Tiyatro’nun hemen önünde (sahne binasının arkasında) yer alan Helenistik Çeşme, milattan önce 3. yüzyılda yapılmıştır. Roma döneminde ise derinliği 2 metre artırılmış ve genişletilmiştir. Mermerli yolun başında bulunmakta.

Mermer Cadde




Büyük Tiyatro ile Celsus Kütüphanesi’ni birbirine bağlayan Mermer Cadde, ilk olarak Helenistik Dönem’de yapılmış ve aradan geçen süre boyunca sıkça onarım görmüştür. Asıl amacı arabaların geçtiği bir yol olsa da, insanların yürüyebilmeleri için yolun kenarına yüksekçe bir kaldırım yapılmıştır. Ancak yol tekerlekli sandalye için epey zorlu. Ayni sıkıntıyı Roma’da da çekmiştik. Müsaadenizle  Romalılara bu konuda biraz sitem edeceğim. Ama bo yolu göze almasanız Celsus kütüphanesine gidemezsiniz.

Ticari Pazar Yeri (Agora)



Efes Agora’sı, ilk olarak milattan önce 3. yüzyılda kurulmuş, son şeklini ise Roma İmparatoru Augustus döneminde almıştır (MÖ 27-14). Ancak MS 4. yüzyılda yaşanan büyük bir deprem sonucunda hasar görerek uzun süre kullanılmamış ve MS 6. yüzyılda, burada yer alan kalıntılar kullanılarak kuzey bölümüne yeni bir agora daha kurulmuştur.

Yeni kurulan agoranın olduğu bölüm bugün Jandarma kışla merkezi olarak hizmet vermektedir ve o bölgeye giriş yasaktır


Burayı gezmek için tahtadan yollar yapılmış. Bu sayede tekerlekli sandalye ile gezmek mümkün. Ama tahtalarda artık tarihi olmuş, bu nedenle üzerine gezmek kolay olmuyor. Elden geçirilmesinde yarar var, yetkililere duyurulur.





Sonuç olarak Ülkemizin değerli tarihi ve kültürel merkezi olan Efes mutlaka görülmesi gereken bir antik şehir. Her yerine gidebilmek mümkün değil ama önemli yerlerine zor da olsa gidilebiliniyor. Gerek kent içinde vegerekse giriş alanında engelli tuvaletleri bulunmakta. Bir ege gezinizde zaman ayırın ve burayı görün derim.




3 Ocak 2018 Çarşamba

ENGELLİLER İÇİN  ATATÜRK EVİ, SELANİK VE KAVALA




Büyük önder Atatürk’ün doğduğu evini ve memleketi olan Selanik’i görme isteğimizi nihayet gerçekleştirme imkanını bulduk. Binayı hepimiz resimlerinden tanımaktayız. Daha önce yaptığım araştırmalarda bu konuda net bir bilgiye rastlamamış olsam da resimlerinden tekerlekli sandalye girişine uygun olmadığını tahmin etmekteydim. Tahminimde yanılamadığımı gidince anladım. Binanın sadece bodrum katına girme imkanı var.
Selanik,Kavala ve Dede ağacı kapsayan gezimizi kara yolu ile yaptık. İstanbul’dan rahat bir yolculukla buralara ulaşmamız mümkün. Yollar otoban seviyesinde ve mevsim itibarıyla da (Ekim baş) oldukça boştu. Sabah erken saatte aracımızla İstanbul’dan yola çıktık. İpsala’ya kadar Trakya’yı kat ettikten sonra uzun bir TIR kuyruğunun yanından Yunanistan’a giriş yaptık.  Bu arada Aracımıza 15 günlük yeşil sigorta yaptırmayı unutmadık (50 Euro)
 40 km sonra 20 bin Türkün yaşadığı Dedeağaç’ ulaştık. Levhalardaki adı Aleksandrapolis.
Dedeağaç’tan sonra arabayla 1,5 saat sonra Kavala’ya geldik. Yollar otoban ve nerdeyse bom boş. 
Bunda sonraki hedefimiz Selanik. Buralardaki gezi notlarımızı sonraya bırakarak öncelikle Atamızın doğduğu eve yaptığımız ziyareti paylaşalım.

ATATÜRK  EVİ



Atamızın doğduğu ve bir süre yaşadığı eve görmek bizi bayağı heyecanlandırdı. Bina çevresinde park yeri bulmak oldukça zor. Neyse bu sorunu halledip binaya giriş yaptık. Avlusunda bilhassa meşhur nar ağacının altında resim çektik.



Dediğim gibi binaya tekerlekli sandalye ile girmek mümkün değil. Herhangi bir çözüm aranmamış. Bu nedenle dışarıdan izlemekle yetindim. İçeriye giren eşimin izlenimleri ve çektiği fotoğraf ve videoları izlemekle yetindim. Bu arada yapılan tadilatlarla zaten orijinalinden çok uzaklaşan binaya en azından giriş katına ulaşmak için bir lift yapılsa iyi olurdu diyorum.











Sadece evin bodrum katına girebildim. Buradaki odaları görme imkanım oldu. Gene de orada olmak bu binanın önünde resim çektirmek bile güzel ve heyecan vericiydi.



Atatürk’ün ailesi Ali Rıza Efendi’nin 1988’de ölümüne kadar bu evde ikamet etmiştir.  Sonradan bu ev Yunan hükümetine bırakılmış ve yunanlı bir aile tarafından satın alınmıştır.




Cumhuriyetin 10. Yılında Selanik belediyesi, Türk Yunan dostluğunun bir göstergesi olarak Atatürk’ün bu evde doğduğunu yazan bir mermer plaka yerleştirmiştir.


Daha sonra Selanik Belediyesince satın alınan evin anahtarı, Atatürk’e hediye edilmek üzere 19 Şubat 1937’de Türkiye'nin Selanik Başkonsolosluğu’na verilmiştir. 10 Kasım 1953 tarihinde “Atatürk Evi” ziyarete açılmıştır. Sergilenmesi kararlaştırılan eşya, Topkapı Sarayı ve Dolmabahçe Sarayından seçilerek Selanik’e gönderilmiştir.

2012 yılında yeniden restorasyona giren ev, modern müzecilik anlayışı ile yeniden tefriş edilmiştir. Bana sorarsanız bu anlayış ile yapılan restorasyon evin özelliğini bozmuştur. Keşke daha az modern uygulama yapılmasa idi.
Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin toprağı sayılan bu ev bugün sınırlarımız dahilinde bulunmasa da, her Türk’ün kalbinde özel bir yere sahip olup, Selanik’e giden her Türk’ün ilk olarak ziyaret ettiği ve Türkiye için manevi değeri son derece yüksek olan bir mekandır.
Belirttiğim gibi ev’in büyük kısmı tekerlekli sandalyeye uygun olmasa da Cumhuriyetimizin kurucusu ve Türklerin Atasının Büyük Atatürk’ün doğduğu ev, gidip görülmesi gereken bir mekan. Mutlaka gidin.

SELANİK

Atatürk’ün doğduğu, Türk devriminin hazırlandığı rıhtımı İzmir’in kordon boyunu andıran kadim şehir Selanik. Şirin ve hareketli bir şehir. Günübirlik geldiğimiz kenttin gezilmesi gerektiği söylenen bazı yerlerini gelin beraber gezelim. İlk durağımız Atatürk evi oldu. Ondan sonra sahile doğru yolculuğumuz başladı.
Selanik küçük bir şehir. Evet yer yer İzmir’i bayağı bir andırıyor, sahili özellikle. Ama bizim İzmir’imiz daha güzel.

Kamara Meydanı- Rotondo



Atatürk evinden sahile doğru yürümeye başlayınca ilk olarak Osmanlı’dan kalma Rotonda Camisini karşınıza çıkıyor. Şimdilerde müze olarak kullanılıyor. Ücret ödenerek giriliyor. Ama engelli ve refakatçisinden ücret alınmıyor sanırım. Zira bizden almadılar. Girişinde bulunan engelli lifi bulunması hoşumuza gitti. İçerisi engelliler için uygun rahatça gezilebilir.







Biraz aşağıya doğru indiğimizde Kamara meydanına ulaşılıyor. Şehrin en iyi bilinen ve Selaniklilerin buluşma yeri olarak tercih ettikleri bir yer olduğu söyleniyor. MS 3. yüzyılın sonunda ve 4. yüzyılın başında, Roma İmparatorlu Sezar Galerious’u onurlandırmak için yapılmış kemer ilgimizi çekiyor. Önünde fotoğraf çektiriyoruz.




Aristoteles Meydanı


Biraz daha sahile doğru iniyoruz. Geniş bir cadde de yer yer antik şehir kalıntılarını seyrederek yürümeye devam ediyoruz.


Deniz görünmeye başlıyor. Önümüzde Şehrin ana meydanı Aristoteles Meydanı, Selanik’in özellikle akşamları en kalabalık ve capcanlı yerlerinden. Venizelos parkı önünde yer alan Aristoteles Meydanı akşamüzeri cıvıl cıvıl.

Büyük İskender’in bir heykeli meydanın ortasında yer alıyor. Etrafta kafeler, alışveriş yerleri, barlar, kitapçılar, bankalar, oteller sıralanıyor. Sahilde ilginç gezi tekneleri bulunmakta. Bunlarla yarım saatlik deniz seyahati ile Selanik sahil şeridini seyredebilirsiniz. Giriş ücreti yok ama içerde bir şeyler içmek mecburi. Bir maden suyu ile idare ederseniz ucuza gelir.






 Beyaz Kule

Selanik’in simge yapılarından Beyaz Kule, Kanuni Sultan Süleyman zamanında yapılmış ve Osmanlı döneminde önce kale, sonra garnizon ve sonra da zindan olarak kullanılmış. Bir dönem adı Aslan Kulesi olan yer, sonraları Yeniçeri Kulesi olarak anılmış. Zindan olarak kullanıldığı dönemlerde Sultan II. Mahmud’un emriyle kuledeki tutukluların hepsi kılıçtan geçirilince adı Kan Kulesi olarak anılmaya başlanmış. Şehir el değiştirince simgesel olarak vaftiz edilerek ve beyaza boyanmış ve adını da buradan alıyor. Kule hâlâ bu isimle anılsa da zaman içerisinde yavaş yavaş eski rengine geri dönmüş. 6 katlı Hisar 1988’de Selanik erken Hristiyanlık ve Bizans anıtları ile birlikte UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girerken, aynı yıl Beyaz Kule Europa Nostra (Avrupa Kültürel Miras Kuruluşları Federasyonu) koruma ödülünü almış.

Günümüzde müze olan kulenin tepesindeki şahane Selanik fotoğrafları çekiliyor. Müze pazartesi günleri kapalı ve diğer günlerde ise 8.30- 15.00 arasında ziyarete açık. Ancak tekerlekli sandalye ile çıkmak mümkün değil. Önünde resim çektirmekle yetiniyoruz.

Lefkos Pyrgos


Beyaz kuleye sırtını döndüğünüzde karşınızda yer alıyor. İzmir’in kordonunu andıran sahil şeridinde görülecek yerlerin başında Lefkos Pyrgos geliyor. İzmir Kordon kadar geniş değil tabi. Kıyı boyunca sıralanan barlardan birine oturup güneşin batışını izleyin.


Kısa Selanik gezimizden paylaşacaklarımız bu kadar. Dediğimiz güzergâhtan gelirseniz meyil nedeniyle fazla zorlanmazsınız. Sahil yoluda tekerlekli sandalye için uygun. Akşam bir balık yiyelim derseniz seçenek çok. Fiyatlar nasıl derseniz size yemek yediğimiz lokantanın Türkçesi de bulunan menüsünün resmini koydum. Bakın bakalım.


KAVALA




Yunanistan’a yaptığımız 2 günlük gezimiz dahilinde bir geçe geçirdiğimiz Kavala ile ilgili kısa bir bilgi vermek istiyorum. Engelliye uygun bir pansiyonda kaldığımız ve İstanbul’a 480 km mesafede olan kavala bildiğiniz gibi bizde kurabiyesi ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın memleketi olarak tanınıyor


Kavala şehrine uzaktan baktığınızda: bir yarımada görüyorsunuz. Şehre yaklaştıkça: Osmanlı kalesi ve su kemerleri karşınıza çıkıyor. Şehrin su ihtiyacını karşılamak için, Mehmet Ali Paşa tarafından 1550 yılında, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaptırılmıştır. Kuzeydeki dağlardan, şehir merkezine su getirmekteymiş. 60 kemerden oluşan anıtsal yapı 52 metre yüksekliktedir.





Genel olarak sahil kesimi tekerlekli sandalye için uygun olsa da şehrin iç kısımları yokuşları nedeniyle gezmeyi zorlaştırmaktadır. Zaten fazlada gezme yeri bulunmamakta, sahilde bir tur atmak şehri görmek için yeterli olmaktadır.